Ön­ce­lik­le si­zi kı­sa­ca ta­nı­ya­lım is­ter­se­niz. Ne­re­de doğ­du­nuz, na­sıl bir or­tam­da bü­yü­dü­nüz?

Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti nü­fus kay­dı­na  gö­re 1956 do­ğum­lu­yum ama as­lın­da ana­mın he­sa­bı­na gö­re, am­ca­mın 1954’te as­ker­den gel­di­ği gün doğ­mu­şum. Ba­bam 30 yıl muh­tar­lık yap­mış bi­riy­di. Es­ki köy­ler­de­ki “as­ke­re geç git­sin” dü­şün­ce­siy­le be­ni iki yıl geç yaz­dır­mış­lar. İlk­ok­ulu sı­ra­sıy­la Pa­şa­lı, Ça­tak ve Ça­tal­zey­ti­n­’­de­ki o es­ki okul­da oku­dum. Or­ta­oku­lu da Ça­tal­zey­ti­n­’­de bi­tir­dim.

Li­se eği­ti­mi­niz için İst­anb­ul­’a, ya­tı­lı oku­la git­miş­si­niz an­cak bir “Al­man­ca” ma­ce­ra­sı yü­zün­den Kas­ta­mo­nu­’­ya dön­mek zo­run­da kal­mış­sı­nız. Bu na­sıl ol­du?

Li­se­yi İst­anb­ul Ka­ba­taş Er­kek Li­se­si­’n­de ya­tı­lı ola­rak bi­rin­ci ve ikin­ci sı­nıf­ta oku­dum. An­cak Al­man­ca der­sin­den ge­çe­me­di­ğim için son sı­nı­fı Ab­dur­rah­man Pa­şa Li­se­si­’n­de oku­mak zo­run­da kal­dım. Ça­tal­zey­ti­n­’­de or­ta­okul­day­ken der­si­mi­ze gi­ren bir al­bay, di­ğer not­la­rım iyi di­ye Al­man­ca der­si bi­le gör­me­di­ği­miz hal­de bi­ze hep 10 ve­rir­di. İst­anb­ul­’a gi­din­ce öğ­ret­men bu­nu fark et­ti ve hiç te­me­lim ol­ma­dı­ğı için ders­ten kal­dım. Ab­dur­rah­man Pa­şa­’­ya geç­ti­ğim­de “Ata­türk” la­kap­lı Al­man­ca öğ­ret­me­ni­miz Mu­am­mer Dü­yen­ci­oğ­lu ba­na “Eşek Ka­be­’­ye git­mek­le ha­cı ol­maz, Al­man­ya­’­ya git­sen de öğ­re­ne­mez­sin bo­şu­na uğ­raş­ma” de­di. Ben de o dö­nem şo­för­le­rin uyu­ma­mak için kul­lan­dı­ğı bir ha­pı içip ki­ta­bı baş­tan so­na ez­ber­le­dim. “Ki­ta­bın 8. say­fa­sı de, oku­ya­yım” se­vi­ye­si­ne gel­dim. Söz­lü sı­na­va gir­dim, her so­ru­yu ez­ber­den tı­kır tı­kır ya­nıt­la­dım; öğ­ret­men “Afe­rin” de­di ama ben “Ya­rın so­rar­sa­nız bu­la­maz­sı­nız ho­cam” de­dim, çün­kü ha­pın et­ki­si ge­çin­ce her şe­yi unut­tum.

Li­se­den son­ra üni­ver­si­te sı­nav­la­rı­na gir­di­niz. Va­n­’­da­ki Eği­tim Ens­ti­tü­sü­’­ne il­ginç bir ka­yıt ma­ce­ra­nız var.

Üni­ver­si­te sı­na­vın­da 300 kü­sur gi­bi en yük­sek pu­an­lar­dan bi­ri­ni al­mış­tım. Ka­yıt için biz­zat Van Eği­tim Ens­ti­tü­sü­’­ne git­tim. O za­man­lar fa­vo­ri­le­rim Ya­vuz Sul­tan Se­lim bı­yı­ğı gi­biy­di, hem sağ­cı­ya hem sol­cu­ya uy­gun gö­rü­nü­yor­du. Okul MHP kö­ken­li öğ­ren­ci­le­rin ha­ki­mi­ye­tin­dey­di; ba­na “Han­gi­miz­den­sin?” de­di­ler, ben “Or­ta­da­nım” de­yin­ce “Bu­ra­da or­ta ol­maz” de­di­ler. Ka­yıt için bir ay Va­n­’­da bek­le­dim ama mü­dür “9 Işık dokt­ri­ni­ni bil­mi­yor­sun, se­ni bu­ra­ya kay­det­me­yiz” di­ye­rek be­ni al­ma­dı ve ge­ri dön­düm.

Li­se Yıl­la­rı. Ya­ra­lı­göz Da­ğı­’n­da ar­ka­daş­la­rıy­la…

Van’daki bu ta­lih­siz­lik­ten son­ra yö­nü­nü­zü Al­man­ya­’­ya çe­vir­di­niz. Ora­ya gi­di­şi­niz ve üni­ver­si­te dö­ne­mi na­sıl­dı?

Va­n­’­dan dö­nün­ce ni­şan­lan­dım ve Ege Üni­ver­si­te­si Eko­no­mi Bö­lü­mü­’­ne ka­yıt ol­dum. O ara Mil­li Eği­tim Ba­kan­lı­ğı­’­na burs is­te­me­den ken­di im­kan­la­rım­la yurt­dı­şın­da eği­tim gör­mek için baş­vur­dum ve Al­man­ya­’­ya git­tim. Ma­ki­ne mü­hen­dis­li­ği is­ti­yor­dum ama li­se­de in­teg­ral ve tri­go­no­met­ri gör­me­di­ği­miz için o bö­lü­mü ka­za­na­ma­dım. Tür­ki­ye­’­de­ki Eko­no­mi bö­lü­mü kay­dı­mı ora­ya al­dır­dım. Al­man­ca ye­ter­li­lik sı­na­vın­da ho­ca, dö­ne­min BM Ge­nel Sek­re­te­ri Kurt Wald­he­im­’ın ha­ya­tı­nı Al­man­ca oku­du ve er­te­si gün bun­dan söz­lü ya­pı­la­ca­ğı­nı söy­le­di. Ben Wald­he­im­’ın ha­ya­tı­nı li­se­dey­ken Türk­çe bir ki­tap­tan de­tay­lı­ca oku­muş­tum. Er­te­si gün her­kes sı­nav­dan mos­mor çı­kar­ken, ben bun­la­rı an­la­tın­ca şa­şı­rıp “Ye­ter, ta­mam” de­di­ler ve sı­na­vı geç­tim. Al­man­ya­’­da okur­ken bir yan­dan da sa­bah 2’den 4’e ka­dar ka­pı ka­pı “Die Welt” ve “Ber­li­ner Ze­itung” ga­ze­te­le­ri­ni da­ğı­ta­rak ça­lış­tım.

Al­man­ya­’­da…

Almanya’da İş ha­ya­tı­na ilk adı­mı­nı­zı ata­cak­ken “As­ker ka­ça­ğı” ol­du­ğu­nuz ge­rek­çe­si ile Türkiye’ye dön­mek zo­run­da ka­lı­yor­su­nuz. Bu na­sıl ol­du?

Si­ege­n­’­de Türk İş ve İşçi Bul­ma Ku­ru­mun­da ter­cü­man ola­rak işe gi­re­cek­tim. As­ker­lik­le ili­şi­ği yok­tur bel­ge­si is­te­di­ler. Kon­so­los­lu­ğa baş­vur­du­ğum­da hak­kım­da “As­ker ka­ça­ğı” ya­zı­sı gel­di­ği­ni  söy­le­di­ler. Me­ğer be­nim as­ker­lik bel­ge­le­rim Kas­ta­mo­nu Ça­tal­zey­ti­n­’e gi­de­ce­ği­ne yan­lış­lık­la İst­anb­ul Ça­tal­ca­’­ya git­miş, her şe­yi sağ­lam ka­rış­tır­mış­lar. 1980 dar­be­si son­ra­sı ol­du­ğu için ya­pa­cak bir şey yok­tu, as­ke­re git­tim. 9. Ko­lor­du Ko­mu­ta­nı Se­la­hat­tin Cam­ba­zoğ­lu hem­şeh­rim, ay­nı sü­la­le­den­mi­şiz ama “Ba­na do­kun­ma­yın, şan­sı­ma ne­re­ye çı­kar­sa ora­ya gi­de­yim” de­dim. Kı­sa dö­nem ola­rak Gö­le­’­de ace­mi bir­li­ği­ni, Çıl­dı­r­’­da da fo­toğ­raf­çı, akü­cü ve bö­lük ya­zı­cı­sı ola­rak us­ta bir­li­ği­ni ta­mam­la­yıp dön­düm.

As­ker­de bö­lük ya­zı­cı­sı…

As­ker­lik son­ra­sı Al­man­ya­’­ya dön­mek ye­ri­ne Tür­ki­ye­’­de ka­la­rak iş ha­ya­tı­na atıl­dı­nız. Ne­den Almanya’ya git­me­di­niz?

Al­man­ya­’­ya dön­sem sa­de­ce ken­di­mi kur­ta­ra­cak­tım. Bü­yük abim ve­fat et­miş­ti ve ba­bam ti­ca­ret yü­kü­nün al­tın­dan tek ba­şı­na kal­ka­mı­yor­du, ar­ka­da ka­la­ba­lık bir aile var­dı. Ben de bu­ra­da ka­lıp işe gi­riş­tim. Hü­kü­met Bi­na­sın­da 3 yıl çay­cı­lık yap­tım. Park ça­lış­tır­dım, kah­ve­ha­ne ve lo­kan­ta iş­let­tim. Ar­dın­dan ilk Mo­tor­lu Ta­şı­yı­cı­lar Ko­ope­ra­ti­fi­’­ni ku­ra­rak ko­ope­ra­tif­çi­li­ğe adım at­tım.

Or­man ko­ope­ra­tif­le­ri se­rü­ve­ni­niz ise bir ge­nel ku­rul­da ta­ma­men te­sa­düf ese­ri yö­ne­ti­me se­çil­me­niz­le baş­lı­yor…

80 ih­ti­la­lin­de tüm köy ko­ope­ra­tif­le­ri ka­pa­tıl­mış­tı. 1985’lerde tek­rar izin ve­ri­lin­ce, ben Ça­tak ko­ope­ra­ti­fi­nin tem­sil­ci­si ol­dum. 1988’de Kas­ta­mo­nu­’­da 120 ki­şi­nin ka­tıl­dı­ğı bir ge­nel ku­ru­la Ça­tal­zey­ti­n­’­den Sa­dık Kor­kut, Se­la­hat­tin Kurt ve ben git­tik. Bi­zi ta­nı­yan kim­se yok­tu, biz aday ol­sak 3 oy alır­dık. Oy­la­ma açık lis­te ya­pıl­dı. Me­ğer bi­zim muh­tar Sey­fet­tin Çe­tin­ka­ya oy­la­rın ço­ğu­na ken­di ini­si­ya­ti­fiy­le bi­zim adı­mı­zı yaz­mış. Oy­lar okun­ma­ya baş­la­yın­ca bir bak­tık, üçü­müz de 95’er oy alıp yö­ne­ti­me gir­mi­şiz. Kas­ta­mo­nu mu­ha­se­be­ci­le­ri “Ça­tal­zey­ti­n­’­den 3 ki­şi na­sıl ge­lir de yö­ne­ti­me gi­rer” di­ye bir­bi­ri­ne gir­di.

Ko­ope­ra­tif Top­lan­tı­sı – 2017 An­tal­ya – Ke­mer

Ko­ope­ra­tif yö­ne­ti­mi­ne se­çil­di­ği­niz­de man­za­ra na­sıl­dı? Ko­ope­ra­ti­fi aya­ğa kal­dır­mak için ne­ler yap­tı­nız?

Gö­re­ve gel­di­ği­miz­de ko­ope­ra­ti­fin bir kur­şun ka­le­mi bi­le yok­tu. Çar­şam­ba ve Cu­mar­te­si gün­le­ri Kas­ta­mo­nu­’­ya gi­dip ufak bir yer­de ça­lış­ma­ya baş­la­dık. Bir yıl son­ra bir büt­çe ha­zır­la­dık. İlk iş ola­rak or­tak­la­ra borç­la­rı­nı bil­di­ren ve amaç­la­rı­na uy­gun ha­re­ket et­me­le­ri­ni is­te­yen ya­zı­lar gön­der­dik. Or­man Ba­kan­lı­ğı ve Ta­rım İl Mü­dür­lü­ğü ile gö­rü­şe­rek ko­ope­ra­tif­le­re na­sıl kre­di alı­na­bi­le­ce­ği­ni ve or­man köy­lü­sü­nün bu hak­lar­dan na­sıl fay­da­la­na­bi­le­ce­ği­ni araş­tır­dık.

Bu ça­ba­nız si­zi An­ka­ra­’­ya, Or­man Ko­ope­ra­tif­le­ri Ge­nel Mer­ke­zi­’­nin (OR­KO­OP) ku­ru­lu­şu­na ka­dar ta­şı­dı. O gün­ler na­sıl­dı?

2015 yı­lın­da OR­KO­OP­’u kur­mak için An­ka­ra­’­ya git­tik. Bi­zim pa­ra­mız yok­tu, si­mit ve çay­la kar­nı­mı­zı do­yu­ru­yor­duk. Ora­ya git­ti­ği­miz­de gör­dük ki İzm­ir Köy Ko­ope­ra­ti­fi ken­di ara­cıy­la, Bur­sa ken­di ara­cıy­la gel­miş. Ben de araç fa­lan yok­tu, sa­de bir va­tan­daş ola­rak ku­ru­cu sı­fa­tıy­la ora­day­dım ama o bir­li­ğin ge­nel mer­ke­zi­ni kur­ma­yı ba­şar­dık.

Ko­ope­ra­tif­çi­li­ğin te­mel ama­cı, şa­hıs­la­rın 5’er li­ra gi­bi kü­çük ser­ma­ye­le­ri­ni bir­leş­ti­re­rek kö­yü ve top­lu­mu kal­kın­dır­ma­sı­dır. An­cak biz­de eşit ka­zan­ma duy­gu­su ye­ri­ne hep bir­bi­ri­nin önü­ne geç­me ar­zu­su var…

Kas­ta­mo­nu gi­bi yer­ler­de ko­ope­ra­tif­çi­li­ğin te­mel ama­cı ne­dir ve biz böy­le­si­ne önem­li sos­yal da­ya­nış­ma ve kal­kın­ma ara­cı­nı doğ­ru kul­lan­ma ba­kı­mın­dan ne­re­de ha­ta ya­pı­yo­ruz?

Ko­ope­ra­tif­çi­li­ğin te­mel ama­cı, şa­hıs­la­rın 5’er li­ra gi­bi kü­çük ser­ma­ye­le­ri­ni bir­leş­ti­re­rek kö­yü ve top­lu­mu kal­kın­dır­ma­sı­dır. An­cak biz­de eşit ka­zan­ma duy­gu­su ye­ri­ne hep bir­bi­ri­nin önü­ne geç­me ar­zu­su var. Sis­te­min de­mok­ra­tik ve şef­faf ol­ma­sı, ge­len ki­şi­nin ana söz­leş­me­yi bi­le­rek oku­ma­sı ve ne­den ora­da ol­du­ğu­nun far­kın­da ol­ma­sı ge­re­kir. Biz­de “ku­rul­sun da ker­van yol­da dü­zü­lür” an­la­yı­şı var. Yö­ne­ti­me gir­mek is­te­yen­ler için “ser­ti­fi­ka­sı ol­ma­yan gi­re­mez” den­di, biz de Halk Eği­tim ka­na­lıy­la köy­le­re gi­dip ko­ope­ra­tif­çi­lik ne­dir di­ye an­lat­tık. Öğ­le ye­me­ği ve çay ik­ram et­ti­ği­miz hal­de pek gel­me­di­ler, çün­kü in­san­lar ger­çek­ten bir şe­yi ka­zan­ca dö­nüş­tür­me ve­ya öğ­ren­me ça­ba­sın­da de­ğil, sa­de­ce pro­se­dü­rü ye­ri­ne ge­tir­me der­din­de­ler.

Oy­sa yö­re­miz su­yun en bol ol­du­ğu yer­ler­den; ala­ba­lık te­sis­le­ri ku­ru­la­bi­lir, dağ, köy ve yay­la tu­riz­mi ya­pı­la­bi­lir. Arı­cı­lık, hat­ta ara­zi­ler­de la­van­ta ye­tiş­ti­ri­ci­li­ği bi­le ya­pı­la­bi­lir. Ama va­tan­daş “Ben or­man­da odu­nu­mu ke­se­rim, kış gel­di mi ya­ta­rım” man­tı­ğı­na alış­mış. Ta­bi dev­le­tin or­man köy­lü­sü­nün ala­nı­nı da­ralt­ma­sı ve iş yap­mak is­te­ye­nin önü­ne bü­rok­ra­tik en­gel­ler çı­kar­ma­sı da çok bü­yük bir so­run…

Mev­cut or­man ko­ope­ra­tif­le­ri ne du­rum­da ve as­lın­da böl­ge­nin po­tan­si­ye­li ne­dir?

Kas­ta­mo­nu­’­da bir­li­ğe ka­yıt­lı ko­ope­ra­tif­le­rin an­cak yüz­de 10’u fa­al. Sa­de­ce or­man ke­sim işi ya­pı­yor­lar; iki yıl ke­sim ol­ma­sa ge­lir bi­ter. Oy­sa yö­re­miz su­yun en bol ol­du­ğu yer­ler­den; ala­ba­lık te­sis­le­ri ku­ru­la­bi­lir, dağ, köy ve yay­la tu­riz­mi ya­pı­la­bi­lir. Arı­cı­lık, hat­ta ara­zi­ler­de la­van­ta ye­tiş­ti­ri­ci­li­ği bi­le ya­pı­la­bi­lir. Ama va­tan­daş “Ben or­man­da odu­nu­mu ke­se­rim, kış gel­di mi ya­ta­rım” man­tı­ğı­na alış­mış. Ta­bi dev­le­tin or­man köy­lü­sü­nün ala­nı­nı da­ralt­ma­sı ve iş yap­mak is­te­ye­nin önü­ne bü­rok­ra­tik en­gel­ler çı­kar­ma­sı da çok bü­yük bir so­run.

Bu tarz sos­yal iş­bir­li­ği açı­sın­dan ne­den ti­ca­ri bir şir­ket ye­ri­ne ko­ope­ra­tif ku­rul­ma­sı­nı tav­si­ye eder­si­niz? İk­isi ara­sın­da­ki fark­lar ne­ler?

Şir­ket kur­du­ğu­nuz­da Türk Ti­ca­ret Ka­nu­nu­’­na ta­bi­si­niz ve his­se­si (pa­yı) bü­yük ola­nın sö­zü ge­çer. Ko­ope­ra­tif­te ise tam bir eşit­lik var­dır; as­ga­ri his­se­yi ve­ren­le 150 li­ra ve­re­nin oyu ay­nı­dır, her­kes tek oy hak­kı­na sa­hip­tir. Ku­rum­lar ver­gi­sin­den mu­afi­yet var­dır ve özel­lik­le ka­dın gi­ri­şim­ci­ler için kre­di­le­rin yüz­de el­li­si hi­be ola­rak ge­ri dö­ne­bi­lir. Ken­di içi­miz­de an­la­şıp re­ka­bet et­ti­ği­miz sü­re­ce ko­ope­ra­tif as­la za­rar et­mez. An­cak Ti­ca­ret Ba­kan­lı­ğı, ver­gi da­ire­le­ri ve va­li­lik gi­bi res­mi ku­rum­lar ara­sın­da­ki uzun ve kar­ma­şık bü­rok­ra­si ma­ale­sef in­san­la­rın he­ve­si­ni kı­ra­bi­li­yor.

Gü­nü­bir­lik ka­zanç­lar­la de­ğil, ka­lı­cı iş­ler­le, ye­ni­lik­çi üre­tim yol­la­rıy­la uğ­raş­sın­lar. Bir ara­ya gel­mek­ten, güç bir­li­ği yap­mak­tan çe­kin­me­sin­ler. Omuz omu­za ve­rip bu mem­le­ke­tin da­ğın­dan ta­şın­dan be­re­ket fış­kır­ta­bi­li­riz…

Son ola­rak Kas­ta­mo­nu hal­kı­na ve oku­yu­cu­la­rı­mı­za ne­ler söy­le­mek is­ter­si­niz?

Şu­nu söy­le­mek is­te­rim; Kas­ta­mo­nu in­sa­nı mert­tir, ça­lış­kan­dır ama ba­zen bi­raz faz­la ‘ka­der­ci’ dav­ra­na­bi­li­yor. ‘Or­man­da odu­nu­mu ke­ser, kış gel­di mi ya­ta­rım’ dev­ri ar­tık ge­ri­de kal­dı. Eli­miz­de su kay­nak­la­rı­mız, yay­la­la­rı­mız, do­ğa­mız ve en önem­li­si ko­ope­ra­tif­çi­lik gi­bi mu­az­zam bir güç var.

Genç­le­ri­mi­ze ve tüm hem­şeh­ri­le­ri­me tav­si­yem; ha­ya­ta ve üre­ti­me dört el­le sa­rıl­ma­la­rı­dır. Gü­nü­bir­lik ka­zanç­lar­la de­ğil, ka­lı­cı iş­ler­le, ye­ni­lik­çi üre­tim yol­la­rıy­la uğ­raş­sın­lar. Bir ara­ya gel­mek­ten, güç bir­li­ği yap­mak­tan çe­kin­me­sin­ler. Omuz omu­za ve­rip bu mem­le­ke­tin da­ğın­dan ta­şın­dan be­re­ket fış­kır­ta­bi­li­riz. Evet, bü­rok­ra­si ba­zen yo­rar, en­gel­ler he­ves kı­ra­bi­lir ama biz dü­rüst­çe ça­lı­şıp bir­li­ği­mi­zi boz­maz­sak, o en­gel­le­rin hep­si aşı­lır. Ye­ter ki bir­bi­ri­mi­zin önü­ne geç­me­ye de­ğil, bir­bi­ri­mi­zin elin­den tut­ma­ya odak­la­na­lım…