Yeni bir tarz ve yeni bir sayı ile yeniden merhaba kıymetli okurlarımız. Takvimler Mart ayını gösterse de, serimizi bozmamak adına Şubat sayımızla sizleri selamlıyoruz. Mart sayımızı da en yakın zamanda sizlerle buluşturacak ve Nisan ayından itibaren düzenli yayın çizgimize geri döneceğiz.
Peki, neden böyle bir gecikme yaşadık? Çünkü dergimizi geleceğe taşımak ve ona daha uzun bir ömür biçmek adına büyük bir adım attık. Her ay en az bir haftamızı alan, ciddi bir emek ve zaman gerektiren teknik tasarım sürecini artık geride bıraktık. Maalesef kültürel çalışmalara hak ettiği toplumsal desteğin ve ilginin verilmediği bir dönemden geçiyoruz; bu da sürdürülebilirliği en büyük sınavımız haline getiriyor. Biz de hem bu değerli çalışmaları yaşatabilmek hem de zamanımızı en ekonomik şekilde kullanabilmek adına dergimizi web tabanlı bir otomasyon sistemine taşıdık.
Cep Dergi, toplumsal bir talep olmasa da, Kastamonu’nun meselelerine, kültürüne ve tarihine ayna tutmaya kararlı. Belki bugünün hızlı dünyasında bu çabalar hak ettiği yankıyı bulmuyor olabilir ama kesinlikle gelecek nesiller için paha biçilemez bir miras bırakmayı başaracak.
Bu otomasyon sistemini oluşturmak oldukça meşakkatli ve zaman alan bir süreç olsa da, bundan sonraki sayılarımızı çok daha hızlı ve nitelikli içeriklerle hazırlama fırsatı bulacağız.
Teknik detaylardan ziyade, dergimizin asıl ruhuna, yani içeriğine çok daha fazla vakit ayırabileceğiz.
Bu çalışmayı yaparken, okuyucularımız açısından en fazla üzerinde durduğumuz şey, eski alışkanlıkları ve okuma keyfini olabildiğince korumaya çalışmak oldu. Bizim açımızdan yeni formatımız hem pratik hem de çok güzel oldu. Umarım sizler de beğenirsiniz.
Cep Dergi, toplumsal bir talep olmasa da, Kastamonu’nun meselelerine, kültürüne ve tarihine ayna tutmaya kararlı. Belki bugünün hızlı dünyasında bu çabalar hak ettiği yankıyı bulmuyor olabilir ama kesinlikle gelecek nesiller için paha biçilemez bir miras bırakmayı başaracak.
Uzunca bir süredir Kastamonu üzerine dertleniyor, şehrimizin hastalıklarına ve güzelliklerine şahitlik ediyoruz. Bu anıları biriktirmek ve geleceğe bir not olarak bırakmak bizim en büyük sorumluluğumuz.
Biz bu dergiyi sadece güzel manzaralar anlatmak için değil, bu şehrin dertlerine ve eksiklerine ayna tutmak için de yayınlıyoruz. Bu yüzden bu ay, Ergun Usta ile dünden bugüne Kastamonu dernekçiliğinin o tozlu ve engebeli yollarına giriyoruz. Ama bu yolculuk bir kutlama değil; liyakatsizliğin, bölünmüşlüğün ve ‘ben’ davasının sivil toplumu nasıl bir çıkmaza sürüklediğine dair acı bir yüzleşme. Bir şehre sahip çıkmanın aslında ne kadar uzağına düştüğümüzü, Ergun Usta’nın o sarsıcı ve dürüst tanıklığıyla bir kez daha göreceğiz.
Öte yandan, memleket sevdası dendiğinde adı hep en ön saflarda yer alan Hüseyin Kubilay Salihvatandaş ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, bir ömrün nasıl dur durak bilmeden Kastamonu için çarptığına şahit olacağız. Onun her cümlesinde hissedilen Kastamonu hassasiyeti ve sevdası, bir insanın memleketine karşı duyduğu sevginin ve sorumluluk bilincinin ne kadar kıymetli olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatacak.
Ruhumuzun nefes almaya, tazelenmeye ihtiyacı olduğunda ise rotamızı Ballıdağ’ın o büyüleyici zirvelerine çevireceğiz. Bu sadece bir yürüyüş değil; dünyanın sayılı oksijen depolarından biri olan o eşsiz coğrafyanın şifalı rüzgârına, göğe uzanan görkemli ağaçlarına ve doğanın sunduğu o kusursuz dinginliğe bir saygı duruşu olacak. Doğanın kalbine yaptığımız bu yolculukta, her nefeste Kastamonu’nun ne kadar kıymetli bir hazineye sahip olduğunu bir kez daha derinden hissedeceğiz.
Hemen ardından, bu toprakların yetiştirdiği ancak ne yazık ki kendi şehrinde yeterince tanınmayan o asil ve müstesna ruhlardan birine, Nuri Halil Poyraz’ın ilham veren dünyasına kapı aralayacağız. Musikiye ve kültüre adanmış beyefendi duruşuyla, sanat tarihimizde silinmez izler bırakan böylesine bir kıymeti tanımak ve hak ettiği değeri teslim etmek, bizim bu şehre olan en büyük vefamızdır. Bir devrin nezaketini ve sanata olan o sarsılmaz tutkusunu onun başarılarla dolu hikâyesinde keşfederken, kendi değerlerimizi bilmenin ve onları yarınlara taşımanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göreceğiz.
Doğanın bize sunduğu en büyük direniş dersini ise karların altında bulacağız. O dondurucu ayaza, toprağın üzerindeki o ağır beyaz baskıya rağmen pes etmeyen, vaktini bekleyen Mart Mantarı’nın o mağrur ve sessiz varoluşunu keşfederken; aslında bu toprakların bize fısıldadığı o gizli gücü ve sabrı anlayacağız.
Ve belki de modern hayatın bize dayattığı önemli bir gerçekle, ‘Sadece Bir Kutudaydık’ yazısı ile yüzleşeceğiz. Yanımızdakileri, çevremizdekileri aslında hiç dinlemediğimizi, anlamaya bile çalışmadığımızı fark edeceğiz. Kısacık anlarda bile sadece kendimizi anlatma telaşını nasıl sığdırdığımızı, günahlarımızı rafa kaldırıp sevaplarımızı nasıl haykırdığımızı okurken, benliğimize tutacağımız bir aynada yüzleşeceğiz.
Dostlar, bu dergi sadece sıradan bir dergi değil; bu kadim şehrin hafızasına düşülmüş samimi bir şahitliktir. Bizimle bu yolda yürüdüğünüz için teşekkürler.
Keyifli okumalar dileriz.

