Uzak­lar­dan ge­lip bir ye­re ko­nup son­ra tek­rar gi­den göç­men kuş­lar mi­sa­li, Poy­raz aile­si de ge­lip İnebolu’ya yer­leş­miş­ler. Yap­tı­ğım soy araş­tır­ma­la­rım­da ben de ba­ba ta­ra­fın­dan Poy­raz aile­si­ne men­su­bum.

Bi­zim aile­nin hi­ka­ye­sin­de Ka­ra­de­ni­z­’­den bir ge­mi ile ge­len ki­şi­ler çok sert bir Poy­raz ha­va­sın­da ka­ra­ya çı­kar ve Ava­ra Mahal­lesi’ne yer­le­şir­ler. La­kap ola­rak kul­la­nı­lır­ken 1935 yı­lın­da­ki so­ya­dı ka­nu­nu ile Poy­raz so­ya­dı­nı alır­lar.

Nu­ri Ha­lil Poy­raz’ın da so­ya­dı Poy­raz ol­mak­la be­ra­ber ken­di­si­nin 1949 yı­lın­da Sa­det­tin Gök­çe­pı­na­r­’a ver­di­ği bir rö­por­taj­da, de­de­si­nin de­de­si­nin Er­zu­rum­lu Ah­met Poy­raz ol­du­ğu­nu, Fa­ti­h­’in bay­rak­tar­la­rın­dan olan bu şah­sa ve aile­si­ne bu­gün­kü bo­ğa­zın çı­kı­şın­da­ki Poy­raz kö­yü adı ve­ri­len ara­zi ar­pa­lık ola­rak ve­ril­di­ği­ni söy­le­miş. Çok net ol­ma­mak­la be­ra­ber an­la­şı­lı­yor ki aile­den ge­lip İn­eb­ol­u’­ya yer­le­şen­ler var.

Ba­ba­sı Yor­gan­cı Ha­lil İnebo​lu’da Be­hi­ye Hanım’la ev­le­nir. 1904 yı­lın­da Nu­ri Ha­lil do­ğar. 9 ya­şın­day­ken İst­anb­ul­’a göç eder­ler. Nu­ri Ha­lil, Nev­ri­ye Ha­nım ile ev­le­nir. Ama ço­cuk­la­rı ol­maz. Be­şik­taş Yıldız’daki bir apart­man­da otu­rur­ken 8 Şu­bat 1956 yı­lın­da kalp kri­zin­den ha­ya­ta göz­le­ri­ni yu­mar. Son­ra eşi Nev­ri­ye Ha­nım 1974 yı­lın­da Fat­ma Lütfiye’yi ev­lat­lık alır. Lüt­fi­ye ha­nım Ha­mit Poy­raz ile ev­le­nir. Ha­mit Poy­raz da 9 Mart 2021 gü­nü hak­kın rah­me­ti­ne ka­vu­şur.

Se­si gü­zel­dir. 13 ya­şın­da Müzika‑ı Hü­ma­yun’a gi­re­rek sa­ray­da Hün­kâr Mü­ez­zin­li­ği ya­par ve çe­şit­li çal­gı­la­rı çal­ma­yı öğ­re­nir. Müzika‑ı Hümayun‘da Ve­li Kanık’tan (şa­ir Or­han Ve­li­’­nin ba­ba­sı) sol­fej der­si ala­rak no­ta öğ­re­nir. Cum­hu­ri­ye­tin ku​rulması ile 1924 yı­lın­da Müzika‑ı Hü­ma­yun, Ri­ya­se­ti Cum­hur Mı­zı­ka­sı olun­ca An­ka­ra­’­ya gi­der. Fa­sıl ta­kı­mı­nın şe­fi olur. Da­ha son­ra ay­rı­lır İst­anb­ul­’a dö­ner.

Es­ki En­de­run ge­le­nek­le­ri için­de ye­ti­şen, mu­si­ki­mi­zi ge­le­nek­sel öl­çü­ler için­de öğ­re­nen Nu­ri Ha­lil Poy­raz, bu özel­li­ği ta­şı­yan mu­si­ki­şi­nas ve ha­nen­de­le­rin son hal­ka­la­rın­dan­dı. Ba­tı no­ta­sı­nı iyi bi­lir­di. İst­ey­ene ders ver­miş ve hay­li öğ­ren­ci ye­tiş­tir­miş­tir. Muh­te­lif form, ma­kam ve ri­tim­ler­de bes­te­le­di­ği eser­le­ri­nin için­de çok gü­zel olan­la­rı var­dır. Bi­li­nen eser­le­ri 119 peş­rev, beş saz se­ma­isi, bir sir­to, bir oyun ha­va­sı, beş ila­hi, bir ne­fes, kırk al­tı şar­kı­dan iba­ret­tir.

1938 yı­lın­da An­ka­ra rad­yo­su açı­lın­ca tek­rar An­ka­ra­’­ya dö­ner. 10 se­ne An­ka­ra rad­yo­sun­da kla­sik Türk mü­zi­ği ho­ca­lı­ğı ya­par. 1948’ de yaş had­din­den emek­li olur, İst­anb­ul Be­şik­ta­ş­’a dö­ner, emek­li ha­ya­tı ge­çi­rir. An­ka­ra rad­yo­sun­da­ki ta­le­be­le­ri, Se­ma­hat Er­gök­men, Ra­di­fe Er­ten, Mef­ha­ret Yıl­dı­rım, Me­lek Er­dik, Pe­ri­han Al­tın­dağ, Mü­zey­yen Se­nar, Nec­mi Rı­za, Sa­di Hoş­ses, ve An­ka­ra rad­yo­sun­da­ki tüm oku­yu­cu sa­nat­kâr­lar o za­man için ta­le­be­si ol­muş­tur.

Ho­ca dü­rüst­lü­ğü ile ta­nı­nır. Ni­za­mi in­ti­za­mı çok se­ver, gı­da­sı­na dik­kat eder, mu­si­ki­yi çok se­ver, bil­has­sa ba­lık avı­nı pek çok se­ver. Ho­ca­ya so­ru­lur. Öm­rü­nü­zü ver­di­ği­niz mes­le­ği­niz si­zi tat­min et­ti mi? “Ma­ale­sef ha­yır, fa­kat genç ol­sam ve mes­le­ği­mi ye­ni­den seç­sem yi­ne mü­zis­yen­li­ği ter­cih eder­dim. Mu­si­ki­yi bir ke­le­be­ğe ben­ze­ti­rim o her­ke­sin elin­de can­lı kal­maz. Sı­kar­sa­nız ölür, tut­maz­sa­nız uçar be­nim de dü­şün­cem bu­na uyar, çün­kü ne sık­mak ne de uçur­mak ta­raf­ta­rı­yım” der.

50 ci­va­rın­da bes­te­si var­dır. Ken­di­si­nin en be­ğen­di­ği, “Geç­ti sev­da­lar­la öm­rüm, İht­iy­ar ol­dum bu­gün” şar­kı­sı­dır. Ölü­mün­den son­ra Almanya’da dol­du­rul­muş ya­yın­lan­ma­mış 37 bes­te­si da­ha açı­ğa çı­kar.

Ki­min ol­du­ğu­nu bil­me­di­ğim ama ha­tır­la­dı­ğım, ”Çam­lı­ca yo­lun­da, Aşı­ğı ko­lun­da” şar­kı­sı­nın Nu­ri Ha­li Poy­ra­zın bes­te­si ol­du­ğu­nu ye­ni öğ­ren­dim. Za­ten bu tür şar­kı­lar bir za­man­lar rad­yo din­le­yen nes­lin ha­fı­za­la­rın­da­dır.

So­nuç ola­rak İn­eb­olu’ da do­ğup son­ra bu­ra­dan gö­çen iz bı­rak­mış şah­si­yet­ler­den bi­ri­nin da­ha ha­yat hi­ka­ye­si­ni öğ­ren­miş ol­duk. Bu ör­nek­te ol­du­ğu gi­bi İn­eb­olu’ dan ko­lay­ca va­pu­ra bi­ni­lip İstanbul’a gi­di­le­bil­me­si bu de­ğer­li in­san­la­rı İnebolu’dan uzak­laş­tır­mış. Ama on­lar­da git­tik­le­ri yer­de ka­bi­li­yet­le­ri­ni ge­liş­ti­rip en üst nok­ta­ya ulaş­mış­lar ve bu gök kub­be­de hoş se­da­la­rı­nı bı­rak­mış­lar. Bun­dan İnebolu’ya da kü­çük­te ol­sa bir pay dü­şü­yor. Biz­ler­de bun­dan mut­lu olu­yo­ruz, on­la­ra sa­hip çı­kı­yo­ruz. Al­lah Rah­met ey­le­sin

Kay­nak: Dr. M.Nazmi Özalp – Türk Mu­si­ki­si Ta­ri­hi

Nuri Halil Poyraz Kapak

Bir Nu­ri Ha­lil Poy­raz Bes­te­si : Hi­caz­kâr Saz Ese­ri