Te­le­fe­rik yok, Kı­ya­fet ge­rek­mi­yor, Ekip­man ge­rek­siz. Ocak ayı­nın or­ta­sın­da­yız ve her yer­den yo­ğun bir kar ha­be­ri ge­li­yor. Kas­ta­mo­nu İl Özel İd­ar­esi 600’e yak­la­şan ka­pa­lı köy yo­lu­nu aç­mak için ge­ce gün­düz ça­ba sarf edi­yor.

Kar ya­ğı­yor dağ­la­ra.

Yağ­mur için sos­ya­list­tir der­ler, her­ke­se eşit yağ­dı­ğı için. Rüz­gâr ise ka­pi­ta­list­tir za­yıf ola­nı yı­kar! Di­ye söy­le­nir.

Ya kar ne­dir aca­ba?

Ba­na gö­re kar yağ­dı­ğı ye­re gö­re isim alan me­te­oro­lo­jik bir me­ta­for­dur. Bü­yük şe­hir­le­re bir­kaç cm ya­ğar­sa yüz­yı­lın fe­la­ke­ti adı­nı alır.

Kır­sal ke­sim­de­ki köy­le­rin yo­lu­nu ka­pa­tın­ca be­yaz esa­ret kli­şe man­şe­ti atı­lır bol­ca.

Ka­yak mer­kez­le­ri­ne ya­ğan kar; bol­luk, pa­ra de­mek­tir.

Köy­lü va­tan­da­şın tar­la­sı­na ya­ğar­sa se­vi­nir el­le­ri­ni açıp be­re­ket­tir de­yip dua eder, şük­re­der.

Ya­ni kı­sa­ca kar; ne sos­ya­list ne ka­pi­ta­list­tir. Kar, biz­den içi­miz­den bi­ri­dir.

Sö­mestr ta­ti­lin­de ne yap­ma­lı?

Bu gün­ler­de bir­çok aile­yi tat­lı bir te­laş sa­rar çün­kü okul­lar ara ta­ti­li­ne gir­miş­tir. Kar­ne­yi alan ço­cuk­lar se­vinç­li an­ne ba­ba­lar ise dü­şün­ce­li­dir. Ta­til için en iyi se­çe­nek ana, ba­ba oca­ğı­na ya­pı­lan kı­sa zi­ya­ret olup to­run yo­lu göz­le­yen de­de­ler ba­ba­an­ne­ler için en gü­zel he­di­ye­dir.

Mem­le­ket­te ka­lan­lar için­de fark­lı al­ter­na­tif­ler dü­şü­nü­le­bi­lir me­se­la, Bi­zim Kastamonu’daki ço­cuk­lar çok şans­lı, Il­gaz he­men ya­nı ba­şı­mız­da. Kal­ma­ya da ge­rek kal­ma­dan gü­nü­bir­lik kar key­fi ya­şa­ya­bi­lir. Öy­le çok mas­raf­lı da de­ğil ha­ni, BİM den bir kı­zak alıp kay­mak, po­şet­le kar­lar­da yu­var­lan­mak be­da­va. Ama ben il­la ka­yak ya­pa­ca­ğım, zir­ve­ye çı­ka­ca­ğım, elim­de kah­ve ins­ta ya story ata­ca­ğım di­yor­san o se­çe­nek­ler­den de bol­ca var.

Or­da bir köy var uzak­ta!

Ilgaz’ı kı­şın ka­yak se­ver­le­re ve kar ta­til­ci­le­ri­ne bı­ra­kan “be­nim mes­ke­nim dağ­lar­dır dağ­lar­dır” di­ye tür­kü söy­le­yip ge­zen Ba­lık­çı Şe­fin kış­tan ta­til­den an­la­dı­ğı ne­dir aca­ba?

Kas­ta­mo­nu mer­kez­de­ki bir iki cm bi­le ol­ma­yan kar kı­rın­tı­la­rı­na ba­kıp iç ge­çi­ren kar­se­ver şef; ma­dem kar bi­ze gel­mi­yor öy­le ise ben kar olan ye­re gi­de­rim di­ye­rek dü­şer yol­la­ra. İlk he­de­fi dör­ke­ni (Dev­re­kâ­ni) ova­sı olup, aşa­ca­ğı ilk zor­lu ge­çit­te Oy­rak­tır. Bu zir­ve­den aşa­ğı sal­la­nın­ca Dev­re­kâ­ni ova­sı bir ki­tap say­fa­sı gi­bi önün­de açı­lır. Çar­şaf gi­bi düm­düz bir ova­dır. Ta­aa Ya­ra­lı­göz etek­le­rin­den, Ağlı-Seydiler’e ka­dar uza­nır.

Şef­te bi­lir ki bu mev­sim­de Dev­re­kâ­ni çok gü­zel olur, he­le ki sı­cak­lı­ğın sı­fı­rın al­tın­da epey bir yer­le­re de­mir at­tı­ğın­da ye­rel is­mi “pü­so” olan kı­ra­ğı ya­ğar kar ye­ri­ne ağaç­la­ra.

İşte o dağ­lar­da uzak­lar­da da bir köy var. Ha­ni git­me­sek de gel­me­sek de o köy bi­zim di­yo­ruz ya, yo­lu­muz o köy­ler­den bi­ri­ne doğ­ru bem­be­yaz bir ır­mak gi­bi akıp gi­di­yor.

Al­çı­lar kö­yün­de kış oyun­la­rı…

Dev­re­kâ­ni ova­sın­dan ya­ra­lı­gö­ze doğ­ru uzun in­ce bir yol­dan gi­di­yo­ruz. Bu yol­lar çok ta­nı­dık bi­lin­dik. Al­çı­lar kö­yü ise ar­tık ka­pı kom­şu­muz sa­yı­la­cak ka­dar sık git­ti­ği­miz yer­ler­den bi­ri. Kan­yo­nu ve ina­nıl­maz do­ğa gü­zel­li­ği­nin ya­nı sı­ra “Sis­li ma­ğa­ra­sı” baş­lı ba­şı­na bir de­ğe­ri­miz. Ger­çi ba­na kal­sa kim­se bil­me­sin, bu­ra­sı bi­ze kal­sın der­dim. Gü­nü­müz­de ne ya­zık ki in­san ne­re­ye eli­ni atı­yor­sa ora­la­rı bo­zu­yor. Bu ma­ğa­ra da, ya­ban ha­ya­tı­na ya­ra­sa­la­ra ayı­la­ra gü­ven­li bir me­kân ola­rak kal­sın.

Bu ka­dar sos­yal me­saj ye­ter; ar­tık kö­ye gi­riş ya­pa­lım.

Bi­zi köy­de Ali Yal­dız kar­şı­lı­yor, ken­di­siy­le uzun za­man­dır ta­nı­şı­rız ak­ra­ba ol­duk sa­yı­lır. Sa­rı­lıp ku­cak­la­şı­yo­ruz hal ha­tır so­rup, köy­den ka­sa­ba­dan çit­ten çu­buk­tan, ko­nu­şu­yor ve sos­yal med­ya­da gör­dü­ğüm o vi­de­oyu so­ru­yo­rum.

-Net­tin öy­le Ali kar­de­şim genç­ler kar­da çok gü­zel eğ­le­ni­yor­du.

Kim­di on­lar he­le bir gel­sin­ler gö­re­lim.

Bir­kaç te­le­fon son­ra­sın­da pı­rıl pı­rıl ba­kış­la­rıy­la kö­yün genç­le­ri et­ra­fı­mı sa­rı­yor, ne­şe­li, ke­yif­li, eğ­len­ce­li bir soh­bet baş­lı­yor. Köy­de­ki olum­suz ha­va ko­şul­la­rı­nı bir eğ­len­ce­ye çe­vi­ren bu genç­ler­le epey­ce uzun bir soh­be­te da­lın­ca ar­ka­lar­dan bir ses ge­li­yor,

-Şe­fim 1.Alçılar kış oyun­la­rı­nı baş­la­ta­lım mı?

-Dur­du­ğu­nuz ha­ta, hay­din ba­ka­lım.

Ga­raj­da du­ran de­va­sa çift çe­ker trak­tö­rü ça­lış­tı­ran Em­re Yal­dız, ar­ka­daş­la­rı­na ses­le­ni­yor

-Bağ­la­yın bi­zim emek­ta­rı.

Ko­ca­man bir trak­tör las­ti­ği ge­li­yor or­ta­ya zin­cir­ler­le trak­tö­rü bağ­la­yıp üs­tü­ne el­le­ri­ne ge­çen çul ça­put ne var­sa atı­yor­lar. Ber­kay Us­lu­er, Ar­da Yal­dız, Gür­soy Yal­dız, Mu­ham­med Açıkgöz,Barış Yü­ce, te­ke­rin üs­tü­ne bi­nip  Em­re, sal ga­ri bi­zim ta­ze Hollandalıyı(New Hol­lan­dı) di­ye ba­ğı­rı­yor­lar.

Ar­ka­sın­da “Ver­me be­ni el­le­re gö­rür da­ya­na­maz­sın” ya­zı­lı çok sev­dik­le­ri trak­tör­le­riy­le kar­la kap­lı yol­da ko­ca­man trak­tör las­ti­ği ile müt­hiş ke­yif­li bir yol­cu­luk yap­ma­ya baş­lı­yor­lar.

Ara­da bir zıp­la­dık­ça hep be­ra­ber el­ler ha­va­ya kal­kıp ne­şey­le ba­ğı­rı­yor­lar. Kö­yün ba­şın­dan köp­rü­ye ka­dar gi­dip gi­dip dö­nü­yor­lar.

- eee bu ka­dar mı de­yin­ce de;

-Dur da­ha bit­me­di şe­fim az bek­le di­ye­rek kö­ye da­ğı­lı­yor­lar. Az son­ra el­le­rin­de ken­di­le­ri­nin yap­tı­ğı der­me çat­ma kı­zak­lar­la ge­li­yor­lar. Asıl eğ­len­ce şim­di baş­lı­yor hay­di ge­lin pe­şi­miz­den di­ye tek­rar trak­tö­re do­lu­şu­yor­lar.

Hep bir­lik­te kan­yon yo­lu­na doğ­ru gi­dip bir ya­maç bu­lu­yo­ruz.

Yu­ka­rı­dan aşa­ğı sa­lın­ca dur­du­ra­bi­le­ne aşk ol­sun. En­di­şe ile ba­ka­cak olu­yo­rum.

-Me­rak et­me şe­fim, biz is­te­di­ği­miz za­man du­ru­ruz sı­kın­tı yok gü­ven­lik önp­lan­da me­rak et­me di­yor.

El­de el­di­ven kar kı­ya­fe­ti gi­bi ekip­man ara­ma ne bul­du­lar­sa gi­yip eğ­le­ni­yor­lar. Ha­va buz gi­bi üşü­mü­şüz iyi­ce, sı­cak bir çay­la içi­mi­zi ısı­ta­lım di­ye­rek eğ­len­ce­ye ara ve­ri­yo­ruz. Kö­ye dö­nüp Ali Yaldız’ın evin­de gür­gen odu­nu­nun çı­tır­tıy­la yan­dı­ğı so­ba­nın ba­şı­na top­la­şı­yo­ruz.

Ev sa­hi­bi­miz bi­zim tit­re­di­ği­mi­zi gö­rün­ce so­ba­ya iki gür­gen da­ha vu­ru­yor. Çok geç­me­den oda­ya sım­sı­cak bir ha­va hâ­kim olu­yor, Or­ta­ya açı­lan ma­sa­ya ta­bak­lar ge­lir­ken ev sa­hi­bi­miz Ali;

Ar­tın ya­van ya­şık ne var­sa pay­la­şa­ca­ğız he­le bu­yu­run sof­ra­ya di­yor.

Ya­hu bu tam bir zi­ya­fet sof­ra­sı, da­ha ne ol­sun ki, tar­ha­na çor­ba­sıy­la baş­la­yıp ban­du­ma, fa­sul­ye­li pi­lav­la de­vam edip ka­bak tat­lı­sı ve ya­nın­da erik eğ­şi­si ile son bu­lan bir sof­ra.

Ve hep­sin­den önem­li­si kan­lı­ca tur­şu­su o ka­dar iş­tah açı­cı gö­rü­nü­yor ki alıp tab­lo ni­ye­ti­ne du­va­ra asa­sım ge­li­yor, ye­me­ye kı­ya­mı­yo­rum.

3G “Gar-Gış-Gü­zel­lik”

Bi­zim mem­le­ke­tin uzak köy­le­rin­de kar­lar ya­ğar. So­ba­lar­da gür­gen­ler çı­tır­tıy­la ya­nar­ken üs­tün­de­ki maş­ra­pa da sı­cak su her da­im bu­lu­nur.

Kar­lar ya­ğar köy­le­re, dağ­la­ra, yol­la­ra.

Kar­da ki­mi ka­yak mer­ke­zin­de, ki­mi trak­tör las­ti­ği ile eğ­le­nir, kızağa,(kayık)binerler, ka­yak ya­pıp te­le­fe­rik­le zir­ve­le­re çı­kar­lar.

Be­nim­de ken­di­me gö­re bir kış key­fim var.

Kar­dan tü­nel­ler­de köy yol­la­rın­da gez­mek, kim­se­nin ayak bas­ma­dı­ğı yer­ler­de izi­ni bı­rak­mak, uzak dağ köy­le­rin­de­ki dost­la­rıy­la yol açı­lın­ca bir ara­ya gel­mek gi­bi.

Son söz; Ba­lık­çı Şef der ki, bel­ki mad­di ola­rak bi­ri­ki­mim yok­sa bi­le iyi in­san, gü­zel dost­lar ola­rak ol­duk­ça faz­la zen­gin­li­ğe sa­hi­bim. Mem­le­ke­ti­min han­gi kö­yü­ne git­sem il­la ki ça­la­ca­ğım bir dost ka­pı­sı mut­la­ka bu­lu­nur.

İyi ki böy­le bir mem­le­ke­tim var. Ne mut­lu ba­na ki Kas­ta­mo­nu­lu­yum.