Sizi biraz yakından tanıyalım mı? Eğitime adanmış yıllar, ardından İstanbul’daki yoğun sivil toplum mesaisi ve nihayetinde memlekete dönüş… Ergün Usta’nın dünden bugüne uzanan yolculuğunu kısaca anlatır mısınız?
1956 Çatalzeytin doğumluyum. Kastamonu Eğitim Enstitüsü’nün ilk mezunlarından biri olarak meslek hayatıma kendi toprağımda, Çatalzeytin ve Pınarbaşı’nda öğretmenlik yaparak başladım. 1991’de İstanbul’a tayin olmamla birlikte hem eğitim bürokrasisinde hem de sivil toplumda çok yoğun bir mesai başladı. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde ve Valilik bünyesinde önemli komisyonların çalışmalarına katıldım, başkanlık, başkan vekilliği yaptım. Eğitim üzerine kitapların hazırlanmasına öncülük ettim.
Ancak içimdeki sivil toplum ve memleket sevdası çok daha eskiye, henüz 20’li yaşlarımın başında Çatalzeytin’de festival derneğini kurduğumuz o ilk yıllara dayanır. İstanbul’da bu sevdayı; Esenler Kas-Der Şube Başkanlığı, Çatalzeytin Yardımlaşma Derneği Başkanlığı ve 2007’de kurduğumuz KAS-DER-FED’in Kurucu Başkan Yardımcılığı gibi görevlerle bir adım ileri taşıdık. Görev yaptığım her yerde ‘eğitimci’ kimliğimi ön planda tuttum; derneklerimize kalıcı mülkler kazandırmanın yanı sıra, çocuk gelişimi ve eğitim seminerleri düzenleyip denetim mekanizmaları kurduk. Bir yandan da 40 yılı aşkın süredir yerel basınımızda, bilhassa Çatalzeytin Mektubu’nda yazılar yazarak kültür aktarıcılığı misyonumu sürdürüyorum
Çatalzeytinliler Yardımlaşma Derneği Başkanlığı yaptınız ve sivil toplum kuruluşlarımızın adeta “yol göstericisi” oldunuz. Birçok derneğin tüzüğünde sizin imzanız var. Sizi dernekçiliğe ve bu toplumsal mesaiye iten o ilk motivasyon neydi?
Aslında her şeyin temelinde sivil toplumun gücüne ve kültürümüzü geleceğe aktarmanın önemine olan o derin inancım yatıyor. Biliyorsunuz, öğretmen kökenli ilk Kas-Der Şube başkanı benim. Beni bu yola çeken asıl motivasyon ise çocukluğuma kadar uzanıyor… Ta o yaşlardan beri arkadaşlarıma öncülük etmek, doğup büyüdüğüm bu güzel topluma hiçbir karşılık beklemeden faydalı olmak içimde hep bir tutkuydu; bunu kendime yaşam gayesi edindim. Bu hizmet sevdası beni İlçe Derneği’nden Kas-Der’e, Kas-Der-Fed’den KASKON’a kadar taşıdı. Bu çatıların ikisinde başkanlık, diğer ikisinde ise başkan yardımcılığı yaparak içinden çıktığım topluma omuz vermeye gayret ettim.
Uzun yıllar İstanbul’daki hemşehrilerimizin teşkilatlanma süreçlerini yakından gözlemlediniz, bizzat içinde yer aldınız. Kastamonuluların gurbette “birlikte hareket etme” kültürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kastamonuluların gurbette birlikte hareket etme kültürünü değerlendirirken, sürecin hem olumlu evrimini hem de kan kaybeden yönlerini görmek gerekiyor. Birlikte hareket etmek, her şeyden önce herkesi kucaklamakla başlar. Örneğin, Esenler Kas-Der Şube Başkanlığım döneminde ya da 2006’da Hidayet Yünsel ile kurduğumuz KAS-DER-FED’in 21 kişilik yönetiminde hiç kadın yoktu. O dönem Çatalzeytin Derneği Başkanlığımda ilk adımı atıp Av. Tülay Aydoğdu’yu yönetime almıştım. Bugün federasyonumuzda, şubelerimizde ve genel merkezimizde kadın yöneticilerimizi, başkanlarımızı görmek, hala yetersiz bulsam da, bu ‘birliktelik’ ruhu adına umut verici bir gelişme.
Ancak işin bir de tehlikeli boyutu var. Birlikte hareket etme kültürümüze en büyük zararı, STK’ların siyasete bir atlama taşı olarak görülmesi veriyor. Yöneticilerin kendi siyasi eksenlerinden hareket edip diğer görüşleri dışlaması birliğimizi zedeliyor. Bizim dönemimizde, hangi derneğin başında olursam olayım her siyasi partiye eşit mesafede durduk, seçim zamanları herkesi kucaklayan toplantılar yaptık. Şimdilerde bakıyorum, dernekler Ramazan iftarlarını bile belediyeler üzerinden finanse ediyor. Oysa biz yönetim kurulu olarak elimizi taşın altına koyar, maliyeti cebimizden karşılardık. Birlikte hareket etmenin ve güçlü bir sivil toplum olmanın altın kuralı şudur: Ne bir siyasi partinin arka bahçesi olacaksınız ne de herkese eşit ve adil davranmaktan vazgeçeceksiniz.”
Yılların tecrübesine dayanarak sormak isteriz: Kastamonu dernekçiliğinin en güçlü, en olumlu yönleri nelerdir? Hangi konularda diğer topluluklara örnek olabiliyoruz?
Kastamonu dernekçiliğinin en güçlü yanı, şüphesiz hemşehrilerimizin memleket sevdası etrafında hızla kenetlenebilmesi; eğlenceli günlerde, şenliklerde omuz omuza vererek o büyük coşkuyu yaşatabilmesidir. Ancak yılların tecrübesiyle söylüyorum; diğer topluluklara gerçekten örnek olabilmemiz için bu kalabalığı nitelikli ve kurumsal bir duruşla taçlandırmamız gerek.
Bizi örnek kılacak asıl şey seviyeyi korumaktır. Ben görev yıllarımda dernekçiliği hep kanunların, tüzüklerin ciddiyetiyle yaptım; en üst düzey devlet erkanını ağırladığımız toplantılarımızda bu ciddiyetten asla taviz vermedim. Bir sivil toplum kuruluşu, sadece oyun oynanan bir kahvehane mantığından sıyrılmalı; eğitime, sanata, gençlere ve en önemlisi kadınlara alan açmalıdır. En kritik nokta ise siyasete karşı duruşumuzdur. Dernekler, siyasilerin uzun nutuklar attığı arka bahçeler değil, Kastamonu’ya hizmetin merkezleri olmalıdır. İl ve ilçe dernek başkanlarımız kendi yöresini karış karış bilmeli, kürsüye çıktığında memleketinin eksiklikleri için dişe dokunur şeyler söyleyebilmelidir. Bizi kalıcı ve örnek yapacak olan; ayrışmadan, siyasi gruplaşmalara prim vermeden, liyakatli ve vizyoner bir hemşehri birlikteliği inşa etmektir.
Oysa asıl marifet şahıslara veya makamlara yaranmak değil, Kastamonu’ya hizmet yarışında ön saflarda olmaktır.
Madalyonun bir de diğer yüzü var elbet. Derneklerimizin eksik kaldığı, hata yaptığı ya da “bunu daha farklı yapmalıyız” dediğiniz olumsuz yönlerimiz neler? Birlikteliğimizi zedeleyen hastalıklarımız var mı?
Madalyonun bu yüzüne baktığımızda maalesef kurumsallaşma adına ciddi eksiklerimiz göze çarpıyor. Evrak kayıtlarımız, arşivleme kültürümüz ve üyelerimizde o ‘aidiyet’ duygusunu yaratma konusunda zaman zaman yetersiz kalıyoruz. En belirgin eksikliklerimizden biri de dinamizmi sağlayacak gençleri, ufkumuzu açacak eğitimcileri ve kadınları yönetim kademelerine hala yeterince taşıyamıyor olmamız.
Birlikteliğimizi zedeleyen o ‘tehlikeli hastalığımıza’ gelince; derneklerimizde maalesef ‘başkana yakın olma’ sevdası, ‘memlekete, ilçeye, köye hizmet etme’ sevdasının önüne geçebiliyor. Bunu sadece dernek içi bir mesele değil, siyasi bir hastalık olarak da okuyabilirsiniz. Oysa asıl marifet şahıslara veya makamlara yaranmak değil, Kastamonu’ya hizmet yarışında ön saflarda olmaktır.”
Emekli olduktan sonra o kalabalık İstanbul’dan kopup memlekete, toprağınıza döndünüz. Gurbetteki o yoğun mücadeleden sonra Kastamonu’dan, buradan bakınca İstanbul’daki dernekçilik manzarası nasıl görünüyor?
İstanbul’da eğitim ve bürokraside geçen o yoğun yılların, mücadelelerin ardından memlekete, Çatalzeytin’e dönmek benim için kenara çekilmek değil; tam aksine bilgi ve birikimimi kendi toprağıma aktarmak demekti. Nitekim döner dönmez buradaki STK’lara omuz verdim; Meslek Yüksekokulu derneğimizin tüzüğünü hazırladım, denetleme kurullarında ve Belediye Meclisinde görev aldım.
Buradan, memleketin penceresinden İstanbul’daki o devasa dernekçilik manzarasına baktığımda ise en çok siyasallaşma tehlikesini görüyorum. STK’ların siyasi partilere veya belediyelere göre şekil alması, üyelerin gözündeki o saygınlığı ve aidiyeti yok ediyor. Dernek kongreleri, siyasilerin gelip uzun nutuklar attığı kürsüler olmamalı; siyasetçilerle bir araya gelinecekse her parti için ayrı, özel toplantılar düzenlenmeli. Diyelim ki bir hemşehrimiz önemli bir makama geldi; ona desteğimizi derneğin tüzel kimliğini siyasete alet etmeden, şahsi olarak ‘gönüllüler’ düzeyinde vermeliyiz ki o güzelim birlikteliğimiz yara almasın. Yasalarla, kurallarla yönetilen saygın mekanlar inşa etmeli ve dernek lokallerimizi sadece oyun oynanan kahvehaneler olmaktan muhakkak kurtarmalıyız.
Sivil toplum kuruluşları, her siyasi görüşten insanın bir araya geldiği zengin sofralardır. Bir yönetici, bölgecilik ya da siyasi particilik yapmadan bu farklı renkleri bir arada tutabildiği ölçüde başarılı olur.
Bugün sivil toplum kuruluşlarında görev alan genç yöneticilerimize, dernek başkanlarımıza bir eğitimci ve bir dernekçi olarak ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Başarılı bir STK’nın temel ilkeleri neler olmalıdır?
Genç yöneticilerimize bir eğitimci ve yıllarını bu yola adamış biri olarak ilk tavsiyem; eleştiriye her daim açık olmalarıdır. Üyelerin öneri ve isteklerini sabırla dinleyip, yapıcı bir dille yanıtlamalılar. Sivil toplum kuruluşları, her siyasi görüşten insanın bir araya geldiği zengin sofralardır. Bir yönetici, bölgecilik ya da siyasi particilik yapmadan bu farklı renkleri bir arada tutabildiği ölçüde başarılı olur. Aksi takdirde bölünmeler ve küskünlükler kaçınılmazdır. İkinci altın kural; kanunlara ve tüzüklere harfiyen uymaktır. Ayrıca dernekler, üyelerin bilinç düzeyini yükseltecek eğitici seminerlere ve sanatsal faaliyetlere ağırlık vermelidir. 2000’lerin başında Kas-Der’e Sepetçioğlu usta öğreticisi getirtip bir ekip kuramadığımız günlerden ders çıkarılmalıdır. Son ve belki de en kritik tavsiyem; yörelerine tam anlamıyla hakim olmalarıdır. Bir ilçe derneği başkanı ilçesini, köylerini, eksiklerini o kadar iyi bilmeli ki, ilçesi hakkında en az 10 dakika dolu dolu konuşabilsin. Kastamonu’yu il bazında temsil eden dernek başkanları da tüm ilçelerin dertlerine vakıf olmalıdır. Zamanında Kas-Kon’da yöneticiyken Çatalzeytin, Abana ve Bozkurt adliyelerinin kapanmasına karşı verdiğim mücadelenin yeterli yankıyı bulmaması, memleket meselelerine çok daha duyarlı ve donanımlı yaklaşmamız gerektiğini gösteren önemli bir örnektir.
Verdiğiniz bu kıymetli bilgiler ve ömrünüzü adadığınız sivil toplum mücadelesi için çok teşekkür ediyoruz. Son olarak memleketimize, gurbetteki hemşehrilerimize ve Kastamonu Cep Dergi okurlarına ne mesaj vermek istersiniz?
Kastamonu’nun Sinop sınırında yer alan o güzel sahil ilçesi Çatalzeytin’den tüm hemşehrilerime sesleniyorum. Yarım asırlık sivil toplum tecrübemden süzülen bu duygu ve düşünceleri okurlarla buluşturmama vesile olan değerli Adem Salcıoğlu’na yürekten teşekkür ederim. Kastamonu Cep Dergi, ilimizin tarihine, doğasına ve kültürüne tuttuğu ışıkla hem bilgi eksikliklerimizi gideriyor hem de bizlere yepyeni ufuklar açıyor. Tarihin ve doğanın bize eşsiz bir armağanı olan bu güzel memlekette; farklılıklarımızı zenginlik sayarak, hep birlikte omuz omuza yaşayacağımız güzel günlerde buluşmak dileğiyle… Hepiniz dostça kalın ■








