Sa­nı­rım 2015 yı­lı idi. İstanbul’da Şe­hit Şe­ri­fe Ba­cı anı­sı­na dü­zen­le­necek prog­ram için afiş, da­ve­ti­ye ve bir vi­deo ha­zır­la­mam is­ten­miş­ti.

İst­en­il­en ça­lış­ma­yı, ya­pa­bi­le­ce­ğim en iyi şe­kil­de yap­mak için im­kan­la­rım öl­çü­sün­de Şe­ri­fe Ba­cı kim­dir, ne­dir de­tay­lı­ca an­la­ma­ya araş­tır­ma­ya ça­lış­mış­tım.

Ta­bi o za­man­lar şim­di­ki gi­bi çev­rem, dost­la­rım, ho­ca­la­rım, kay­nak­la­rım yok­tu.  Açık­ça­sı o za­man­lar­da de­rin­le­me­si­ne an­la­mak gi­bi bir der­dim de yok­tu.

Şe­ri­fe Ba­cı be­nim için İnebolu’da bu­lun­du­ğum yıl­lar bo­yun­ca sı­ra­dan bir ri­tü­el ola­rak her yıl okul­ca ka­tıl­dı­ğı­mız 9 Ha­zi­ran Prog­ram­la­rın­da şöy­le bir ku­la­ğı­mı­za ça­lı­nan her­han­gi bir isim­di.

Ben ilk kez hem 9 Haziran’ın hem de Şe­ri­fe Ba­cı gi­bi isim­siz kah­ra­man­la­rın bu va­tan için ne den­li önem­li ol­du­ğu­nu, 2000 yı­lın­da sev­gi­li ağa­be­yim Ka­mil Tunoğlu’nun yaz­dı­ğı “Bol Ün­van­lı – İst­ikl­al Ma­dal­ya­lı – Ya­tı­rım Yok­su­nu bir şeh­rin hi­ka­ye­si İn­eb­olu” ki­ta­bı­nın ta­sa­rı­mı­nı ya­par­ken far­ket­miş­tim.

Za­ten bu­gün için­de bu­lun­du­ğum tüm ça­ba­nın te­me­li de o dö­ne­me da­ya­nır.

Ki­tap ta­sa­rı­mı­nı ya­par­ken öğ­ren­di­ğim bil­gi­le­ri, il­ko­kul­dan Li­se­ye ka­dar eği­tim al­dı­ğım, ya­şa­dı­ğım şe­hir­de  na­sıl olur­da far­ke­de­mem, öğ­re­ne­mem, öğ­re­til­mem so­ru­la­rı­nın so­nu­cu ola­rak, bu gün yap­ma­ya ça­lış­tık­la­rım çık­tı or­ta­ya…

Ney­se iş­te 2015 yı­lın­da çok dar bir va­kit içe­ri­sin­de is­te­ni­len ça­lış­ma­la­rı ya­pa­bil­mek için, hem geç­miş bil­gi­le­ri­mi ha­tır­la­ma­ya, hem de in­ter­net­ten ula­şa­bil­di­ğim ka­da­rıy­la bir­şey­ler öğ­ren­me­ye ça­lış­mış­tım.

O za­man Şe­ri­fe Ba­cı adı­na ilk dik­ka­ti­mi çe­ken şey, ara­ma sor­gu­su so­nu­cu çı­kan ya­zı­la­rın bir­bi­rin­den ba­zı fark­lı­lık­lar içer­me­si ve bil­gi­ye da­ir bir kay­nak sun­mu­yor olu­şu idi.

An­cak te­mel man­tık, hi­ka­ye­nin özü ay­nı ol­du­ğun­dan o gün için bu­na ta­kıl­ma­mış ça­lış­ma­ya odak­lan­mış­tım.

Ta­bi bir yan­dan da ba­zı so­ru işa­ret­le­ri ben­li­ği­min bir kö­şe­sin­de ta­kı­lı kal­mış­tı.

15 yıl ön­ce­ki ki­tap ta­sa­rım sü­re­cin­de baş­la­yan “Kastamonu’nun ön­ce Kas­ta­mo­nu­lu­la­ra cid­di bir şe­kil­de ta­nı­tıl­ma­sı ge­rek­li­li­ği” iz­le­ni­mim, dü­şün­cem da­ha da alev­len­miş, uzun yıl­lar hep yü­re­ği­min bir kö­şe­sin­de sak­lı tut­tu­ğum, bas­tır­dı­ğım, bir­şey­ler yap­ma ar­zu­su da­ha be­lir­gin bir şe­kil­de ken­di­si­ni gös­ter­me­ye baş­la­mış­tı.

Ni­te­kim ömür­de 40.yıl mu­ha­se­be­si, de­ğer­len­dir­me­si ve psi­ko­lo­ji­si­nin de et­ki­siy­le dü­şün­ce­le­ri­mi bir  şe­kil­de ha­ya­ta ge­çir­me­nin yol­la­rı­nı ara­ma­ya baş­la­mış ol­dum bu sü­reç­te…

Bu dü­şün­ce ve he­def ile ilk sor­gu­la­dı­ğım, da­ha doğ­ru­su sor­gu­la­ma­ya ça­ba­la­dı­ğım ko­nu Şe­ri­fe Ba­cı ol­muş­tu.

Çün­kü or­ta­da tam ola­rak aya­ğı ye­re bas­ma­yan, çe­liş­ki­li bil­gi­ler ta­şı­yan bir ko­nu var­dı.

İnt­ern­et üze­rin­den hiç­bir şe­kil­de bu so­ru­ya bir ce­vap, bir çö­züm bu­la­ma­dım.

Bir gün bir yer­de bu ko­nu­yu aç­tı­ğım bir ki­şi ba­na doğ­ru­dan, düm­düz bir şe­kil­de “yok öy­le bi­ri­si, uy­dur­ma o” de­yi­ver­di.

Dev­re­le­rim yan­mış­tı ade­ta. Na­sıl ya­ni? Bun­ca şey?…

Ben bir gra­fik ta­sa­rım­cı ve rek­lam fo­toğ­raf­çı­sıy­dım. Araş­tır­ma­cı de­ğil­dim. Araş­tır­ma na­sıl ya­pı­lır, araş­tır­ma yön­tem­le­ri ne­dir, hiç­bir fik­rim yok­tu.

An­cak Kastamonu’nun en ön­de de­ğer­le­rin­den olan böy­le­si­ne bir ka­rak­ter, na­sıl bu ka­dar boş­luk­ta ola­bi­lir­di.

Ger­çek­ten va­tan kur­tu­lu­şu için çok çok önem­li olan “İst­ikl­al Yo­lu” gi­bi bir kav­ra­mı ne­re­dey­se üze­ri­ne in­şa et­ti­ği­miz “Şe­ri­fe Ba­cı” bir ma­sal mıy­dı?

O hal­de “Şe­ri­fe Ba­cı” çö­ker­se ko­ca bir “İst­ikl­al Yo­lu” da en azın­dan ina­nı­lır­lı­ğı­mız açı­sın­dan çök­mez miy­di? Ne­den böy­le­yiz biz? Ne­den bir işi de ada­ma­kıl­lı ya­pa­mı­yo­ruz? So­run ne­re­de?

Bu sü­reç­te Şe­ri­fe Bacı’yı ki­me sor­sam fark­lı fark­lı ce­vap­lar al­dım. Sor­duk­la­rı­mın bü­yük ço­ğun­lu­ğun da ko­nu­dan doğ­ru dü­rüst ha­ber­le­ri yok­tu. Hiç­bi­ri­si kay­nak gös­te­re­mi­yor, çe­liş­ki­li şey­ler an­la­tı­yor­lar­dı. As­lı­na ba­kar­sa­nız ço­ğu, ger­çek­ten va­rol­du­ğu­na da inan­mı­yor­du. Bu işi İstanbul’dan çöz­mek im­kan­sız­dı…

Şe­ri­fe Bacı’nın pe­şi­ni bı­rak­tım. Dü­şün­dük­le­ri­mi ey­le­me dök­mek için plan­lar yap­ma­ya, adım­lar at­ma­ya baş­la­dım.

Mes­le­ğim ge­nel­lik­le ül­ke­miz şart­la­rın­da, plan­lı za­man kav­ra­mın­dan uzak bir mes­lek. Me­sai kav­ra­mı 24 sa­ati kap­sar.

Biz de ge­nel­de rek­lam, pa­zar­la­ma ve ta­nı­tım or­ga­ni­zas­yo­nu­nun en son hal­ka­sı ola­rak ak­la ge­len ve en son ha­re­ke­te ge­çi­len şey­dir.

O ne­den­le fu­ara bir haf­ta ka­la ka­ta­log, iki gün ka­la bro­şür ye­tiş­tir­me­niz ge­re­kir. Bu ne­den­le de iş­ler hep bir­bi­ri­ne gi­rer, ge­ce gün­düz ça­lı­şır­sı­nız.

İşte bu ne­den­le ho­bi gi­bi şey­le­re pek va­kit ayı­ra­maz­sı­nız. An­cak yap­mak is­te­di­ğim şey ho­bi­nin de öte­sin­de bir şey. Na­sıl ola­cak bu iş?

Ney­se ko­nu­yu uzat­ma­ya­yım, bu baş­lı ba­şı­na bir ya­zı ko­nu­su.

So­nun­da ben iş­le­ri­mi de bi­raz sav­sak­la­ya­rak 2016 yı­lı ba­şın­dan iti­ba­ren bu amaç için Kastamonu’ya gi­dip gel­me­ye baş­la­dım.

İlk za­man­lar­da Şe­ri­fe Ba­cı ile il­gi­li hiç bir adım at­ma­dım, sor­gu­la­ma­dım. Ön­ce Kastamonu’yu ta­nı­ma­lı, ne ya­pıp ya­pa­ma­ya­ca­ğı­mı çöz­me­liy­dim.

Bu gi­diş ge­liş iki yıl ka­dar sür­dü. Bu sü­reç­te bir kaç Rota37 bö­lü­mü ha­zır­la­yıp Ma­vi Ka­ra­de­niz TV’de ya­yın­la­ma­ya baş­la­dık.

So­nun­da bir ter­cih yap­mak zo­run­da kal­dım. Ağır ba­san ke­fe Kas­ta­mo­nu ol­du…

Bu ge­liş gi­diş­ler ve çe­kim ça­lış­ma­la­rı sı­ra­sın­da ya­vaş ya­vaş çev­re kur­ma­ya ve kü­çük araş­tır­ma­la­ra baş­la­mış an­cak de­rin sor­gu­la­ma­la­ra ni­yet et­me­miş­tim.

So­nun­da Kastamonu’ya (İn­eb­olu) yer­leş­tik­ten son­ra ya­vaş ya­vaş da­ha de­tay­lı sor­gu­la­ma­la­ra baş­la­mış ol­dum.

Evet so­ru şuy­du; Şe­ri­fe Ba­cı kim? An­la­tı­lan hi­ka­ye­nin kay­na­ğı ne?

Şim­di be­nim kar­şı­laş­tı­ğım, Kastamonu’muzun önem­li so­run­la­rın­dan bi­ri­si de “bil­gi­ye ulaş­ma” so­ru­nuy­du. Da­ha doğ­ru­su “Bil­gi cim­ri­li­ği!”

So­ru sor­du­ğu­nuz­da ko­lay ko­lay ce­va­bı­nı ala­maz­sı­nız. Tı­ka­nır hiç­bir­şey ya­pa­maz­sı­nız.

Özel­lik­le bu­na hiç­bir an­lam ve­re­me­dim uzun­ca bir za­man. İns­anl­ar ne ka­dar da kö­tü de­dim. Bil­gi­yi sa­kı­nı­yor­lar. Oy­sa bil­gi pay­la­şıl­dık­ça ço­ğal­maz mı?

Nor­mal şart­lar­da çok çe­kin­gen bi­ri­siy­dim. De­ğil ikin­ci üçün­cü kez bi­ri­sin­den bir­şey is­te­mek, ilk kez bi­le bir ta­lep­te bu­lun­mak ina­nıl­maz zor­du ba­na.

An­cak bak­tım ol­mu­yor, bu işin tek yo­lu ıs­rar. Çev­re­yi ge­niş­let­me­li, in­san­lar­dan bir­şey­ler öğ­ren­me­li­yim. Bu­nun baş­ka bir çı­kar yo­lu yok.

Baş­lar­da ko­vul­sam da, (bu bi­raz abar­tı ta­bi) dik­ka­te alın­ma­sam da, baş­tan sa­vıl­sam da, ki­bar­ca ıs­rar­cı ol­ma­ya baş­la­dım.

Bu şe­kil­de ha­fif ha­fif iler­le­ye­bil­dim. Bak­tım her­kes de ay­nı de­ğil. Bir so­rup on al­dı­ğım da olu­yor.

Der­ken çev­rem ge­niş­le­di, çok de­ğer­li ho­ca­la­rım­la, dost­la­rım­la ta­nış­tım. Bak­tım in­san­lar kö­tü de­ğil (Ta­bi is­tis­na­la­rı var­dır). Bil­gi­yi sa­kın­ma de­di­ğim şe­yin de as­lın­da hak­lı se­bep­le­ri var; İst­ism­ar… (Bu ko­nu­yu da ay­rı­ca ele al­mak ge­re­ki­yor)

Ni­ha­yet ne­re­dey­se tüm ka­pı­lar açıl­ma­ya, bil­gi­ye çok ko­lay eri­şe­bil­me­ye baş­la­dım. Baş­lar­da ba­na şüp­hey­le ba­kar­lar­ken, so­nun­da ni­ye­ti­mi an­la­dı­lar, ba­na gü­ven­di­ler. Bu sa­ye­de çok gü­zel dost­luk­lar kur­dum.

Bu ve­si­le ile ba­na des­tek ve­ren, çok kıy­met­li ho­ca­la­rı­ma ve çok kıy­met­li dost­la­rı­ma min­net­tar ol­du­ğu­mu ifa­de et­mek is­ti­yo­rum.

Ne di­yor­du Hz. Ali; “Ba­na bir harf öğ­re­te­nin kırk yıl kö­le­si olu­rum.”  Bil­gi bu ka­dar önem­li…

Kas­ta­mo­nu­’­muz in­sa­ni de­ğer açı­sın­dan da ol­duk­ça zen­gin bir şe­hir. Şeh­re ve in­san­lı­ğa da­ir bir­çok fark­lı ko­nu­da muh­te­şem zen­gin­lik­te bil­gi­ye, kay­na­ğa eriş­me im­ka­nı­nız ol­duk­ça faz­la. Tek so­run; o ka­pı­la­rı aç­mak hiç de ko­lay de­ğil…

Ve ta­bi Şe­ri­fe Ba­cı hi­ka­ye­si­nin kay­na­ğı­nı da öğ­ren­dim so­nun­da. Hem de uzak­lar­da de­ğil, ol­duk­ça ya­kın­da!..

İn­eb­olu ki­ta­bı­nı ha­zır­lar­ken, ki­tap­ta kul­lan­mak üze­re so­nun­da­ki fo­toğ­raf­la­rı ta­ra­mam için Ka­mil Abi­nin ba­na ver­di­ği, Nu­ret­tin Peker’in “İst­ikl­al Savaşı’nda Kas­ta­mo­nu” ad­lı ki­ta­bın­da…

Ben o za­man sa­de­ce fo­toğ­raf­la­rı ta­ra­dım. As­lın­da ki­ta­bın ta­ma­mı­nı ta­ra­ma­yı dü­şün­müş­tüm ama, ah iş­te va­kit. Ger­çi o ka­dar önem­li ola­ca­ğı­nı bil­sey­dim ke­sin­lik­le ta­rar­dım.

Ge­çen­ler­de soh­bet eder­ken Mus­ta­fa Fa­kaz­lı ağa­be­yim söy­le­miş­ti, rah­met­li üs­tad Or­han Şa­ik Gök­yay çok kul­la­nır­mış bu öz­de­yi­şi

Sor­maz ki bil­sin, sor­sa bi­lir­di.

Bil­mez ki sor­sun, bil­se so­rar­dı…

O he­sap, ta­ra­say­dım bi­lir­dim, bil­sey­dim ta­rar­dım…

Evet Şe­ri­fe Ba­cı hi­ka­ye­si­nin kay­na­ğı Nu­ret­tin Peker’di. Be­nim açım­dan bu ol­duk­ça iyi bir şey ol­du. He­men sa­haf­lar­dan ki­ta­bı bu­lup te­min et­tim.

Şim­di si­ze Nu­ret­tin Peker’in yaz­dık­la­rı­nı ol­du­ğu gi­bi ak­ta­rı­yo­rum. Ay­rı­ca ki­ta­bın bu bö­lü­mü­nün or­ji­nal say­fa­la­rı­nı, ya­zı­nın so­nun­da­ki lin­ke bı­ra­kı­yo­rum. Asıl kay­nak ola­rak ula­şa­bi­lir­si­niz.

Evet di­yor ki Nu­ret­tin Pe­ker;

“Kas­ta­mo­nu Kış­la Önün­de Do­nan Kah­ra­man Türk Ana­sı” baş­lık­lı bö­lüm­de;

“921 – 922 kı­şı çok ol­muş­tu.  An­ka­ra yo­lun­da­ki do­lu ka­fi­le­ler ara­sın­da ta­bii sa­yı­lan don ha­di­se­le­ri yal­nız ken­di çev­re­le­rin­de bi­rer des­tan olur­ken bu ha­di­se kah­ra­man­la­rın­dan bir ta­ne­si şe­hi­rin ka­pı­sı sa­yı­lan kış­la önü­ne ka­dar gel­miş ya­ni ta­şı­dı­ğı mil­let yü­kü­nü ca­nı ba­ha­sı­na men­zi­li mak­su­du­na ulaş­tır­mış­tı.

Bu ha­di­se şe­hir hal­kı­nın göz­le­ri önün­de ce­re­yan et­ti­ği için her­ke­si üz­dü. Ağ­lat­tı.

O gün­kü va­zi­fe­li­ler­den olup bu­gün Kas­ta­mo­nu tüc­car­la­rın­dan Ce­mil Pat­la­ba­nın an­lat­tı­ğı­na gö­re (Bu des­tan halk ara­sın­da ha­la ya­şa­mak­ta­dır) 921 ara­lık ayın­da bir­den­bi­re bas­tı­ran kar, yol­la­rı ka­pa­mış, cep­he­ye gi­den ta­şıt kol­la­rı ge­ce­ye kal­ma­dan ya­kın han­la­ra köy­le­re sı­ğın­mış­lar­dı.

Böy­le fır­tı­na­lı bir ge­ce­de sa­ba­ha ka­dar ya­ğan kar al­tın­da ka­lan­la­rın ara sı­ra ol­du­ğu gi­bi yi­ne ka­ra ha­ber­le­ri bek­le­nir­ken o ge­ce kar ti­pi­si­ne rağ­men va­tan aş­kı ile an­cak Kas­ta­mo­nu Kış­la­sı­nın önü­ne ka­dar ge­le­bi­len cep­ha­ne yük­lü bir kağ­nı ara­ba­sı­nın ya­nı­na ilk gi­de­nin gör­dü­ğü acı man­za­ra cok deh­şet­ti.

Ha­di­se­yi gö­re­nin kış­la­ya ha­ber ver­me­si ile Men­zil Mın­tı­ka mu­fet­ti­şi Os­man bey der­hal mer­zez K. İnz­ib­atı as­ke­ri pos­ta­ba­şı mu­avi­ni Dev­re­ka­ni­li Ce­mil ve Be­şik­taş­lı Rı­fat Ça­vuş­la­rı ma­hal­li­ne koş­tur­muş­tur.

Her na­sıl­sa ka­fi­le­den ge­ri kal­mış genç bir ka­dı­nın cep­ha­ne yük­lü kağ­nı­sı ile yor­gun ar­gın bir hal­de an­cak kış­la önü­ne ka­dar ge­le­bil­di­ği ve şe­hi­re gir­mek na­sip ol­ma­dan şo­şe ke­na­rın­da sa­ba­ha kar­şı don­du­ğu an­la­şıl­mış­tır.

Oküz­le­ri ge­viş ge­ti­ren bu kağ­nı ara­ba­sın­da­ki kıy­met­li yü­kü ko­ru­mak için üs­tü­ne yor­ga­nı­nı ör­ten bu genç ka­dı­nın bir elin­de üven­di­re, kol­la­rı­nı aça­rak yor­ga­nın üze­ri­ne aba­na­rak kal­dı­ğı va­zi­fe­li­ler ta­ra­fın­dan gö­rül­müş­tür.

Rı­fat Ça­vuş öküz­le­ri ko­şar­ken Ce­mil Ça­vuş­ta şe­hi­din üze­rin­de­ki kar­la­rı sü­pür­müş ve her iki­si de göz­yaş­la­rı dö­ke­rek kol­la­rın­dan ve ba­cak­la­rın­dan tu­ta­rak kal­dı­rır­lar­ken yor­ga­nın al­tın­dan bir­den­bi­re çığ­lı­ğı ba­sa­rak ağ­la­yan bir ço­cuk se­si işi­tin­ce şa­şır­mış­lar. Ve şe­hit ana­yı ya­na çe­kip he­men yor­ga­nı kal­dır­mış­lar­dır. Gör­dük­le­ri şa­he­ser tab­lo şu ol­muş­tur.

Ot­la­ra sa­rı­lı top gül­le­le­ri ara­sı­na yer­leş­ti­ril­miş çul­la­rın için­de kun­dak­lı bir kız co­cu­ğu­nun don­dan kur­tul­du­ğu ve mü­da­he­le üze­ri­ne uya­na­rak me­me için ağ­la­ma­ğa baş­la­dı­ğı­dır.

Cep­ha­ne­si ve yav­ru­su uğ­ru­na ken­di­ni fe­da eden bu kah­ra­man ana­yı ve yav­ru­su­nu ara­ba­ya yer­leş­ti­ren ça­vuş­lar baş ba­şa ağ­la­şa­rak gün do­ğar­ken yo­la dü­zül­dü­ler.

Öküz­ler aç ve za­yıf­tı çe­ke­me­di­ler. Ça­vuş­lar ko­şul­du­lar. Öküz­le­re yar­dım et­ti­ler. Bu mu­kad­des ve mu­az­zez yü­kü gu­rur ve if­ti­har­la fır­ka da­ire­si­nin önü­ne ka­dar çek­ti­ler.

Ku­man­dan ve ma­iye­ti ara­ba­nın ba­şı­na gel­di­ler. Bir da­ki­ka ih­ti­ram sü­ku­tu yap­tı­ran ku­man­dan Os­man bey bu ha­zin tab­lo kar­şı­sın­da göz­le­ri ya­şa­ra­rak  (Türk ka­dı­nı dün­ya­da em­sa­li bu­lun­ma­yan kah­ra­man bir ana­dır. Öy­le bir ana­dır ki, ta­rih­te ni­ce kah­ra­man­lar ci­han­gir­ler do­ğur­muş­tur.

Ar­ka­daş­lar… Mil­li Mü­ca­de­le­yi ka­za­na­ca­ğı­mı­zın en bü­yük mi­sa­li iş­te önü­müz­de, bi­ri ölü bi­ri di­ri ya­tı­yor) di­ye­bil­miş ve te­es­sü­rün­den da­ha faz­la ko­nu­şa­ma­mış­tır.

Yav­ru­ya süt ana­sı ve ölü­ye be­le­di­ye­ce ke­fen ve­sa­ire mas­ra­fı te­min edi­le­rek Kas­ta­mo­nu mu­hi­ti­ni iyi bi­len Ce­mil Ca­vuş şe­hid ana­nın hu­vi­ye­ti­ni tes­bi­te me­mur edil­mi­iş­tir.

Ce­mi Ça­vuş, şe­hi­din ala­ca ön­lü­ğün­den ve ba­şın­da­ki ben­li ça­rın­dan kö­yü­nü keş­fe­de­rek han­la­rı do­laş­mış ve Sey­di­ler­li köy­lü­le­ri­ni bu­la­rak ge­tir­miş gös­ter­miş­tir.

On­lar da ta­nı­mış­lar. Ağ­laş­mış­lar. Ve bu şe­hid ana ile yav­ru­su­nu gö­ğüs­le­ri­ne ba­sa­rak köy­le­ri­ne gö­tür­müş­ler­dir.

İst­ikl­al sa­va­şın­da ad­la­rı san­la­rı be­lir­siz ne ana­lar ne ba­ba­lar ne yav­ru­lar var­dır ki cep­ha­ne ta­şır­ken yol boy­la­rın­da öl­müş­ler fa­kat nü­fus kü­tük­le­ri­ne for­ma­li­te ica­bı (ece­liy­le kö­yün­de ve­fat) kay­dı ile işa­ret­len­miş­ler­dir.

Bun­lar Türk şa­ir­le­ri­ne bi­rer il­ham kay­na­ğı ol­ma­lı­dır.

He­nüz is­mi tes­bit edi­le­me­yen bu aziz Türk ka­dı­nı­nın bu­gün ken­di gi­bi bir ana olan yav­ru­su da aca­ba han­gi kah­ra­man­la­rı do­ğur­du. Ey! isim­siz, be­lir­siz, kah­ra­man­lar. Siz sağ iken va­tan var ola­cak­tır.”

Evet, ay­nen böy­le yaz­mış Nu­ret­tin Pe­ker 1955 yı­lın­da ba­sı­lan İst­ikl­al Savaşı’nda Kas­ta­mo­nu ad­lı ki­ta­bın­da.

Böy­le­ce bir te­mel bul­muş ol­dum. Ön­ce­lik­le öy­le ya da böy­le boş­luk­ta kal­mak­tan kur­tul­du be­nim için Şe­ri­fe Ba­cı hi­ka­ye­si.

Hi­ka­ye net­ti as­lın­da. Pe­ki gü­nü­müz­de bun­ca ka­fa ka­rı­şık­lı­ğı­nın se­be­bi ney­di?

Şim­di ya­zı­nın bun­dan son­ra­ki kıs­mın­da, bu hi­ka­ye­nin ha­va­da ka­lan, so­ru işa­re­ti oluş­tu­ran yön­le­ri­ni adım adım in­ce­le­me­ye ve ce­vap bul­ma­ya ça­lı­şa­ca­ğız.

Bu ko­nu­da ge­rek ida­ri ge­rek­se araş­tır­ma­cı­lar açı­sın­dan çok cid­di şüp­he­le­rin ol­du­ğu­nu ve sor­gu­lan­dı­ğı­nı özel­lik­le be­lir­te­lim. Ve bir­çok ki­şi­nin kay­nak­tan ha­ber­siz ol­du­ğu­nu da!

Bu şu an için açık açık ifa­de edi­le­me­se de or­ta­da çok cid­di bir so­ru­nu­muz ke­sin­lik­le var.

Ço­ğun­luk­la tep­ki­ler­den çe­ki­ni­le­rek hal­ka açık bir şe­kil­de ifa­de et­mek­ten ka­çı­nı­lı­yor.

Bu ya­zı­nın bir an­lam­da şim­di ya­zıl­ma ne­de­ni de bu du­ru­mun za­man iler­le­dik­çe da­ha cid­di so­run­la­ra ve çık­maz­la­ra yol aça­bi­le­ce­ği en­di­şe­si­dir…

As­lın­da bu so­ru­nun te­mel kay­na­ğı ba­na gö­re, bu hi­ka­ye­nin asıl kay­na­ğın­dan ko­par­tı­la­rak, uzak­laş­tı­rı­la­rak ek­le­me­ler, kur­gu­lar ya­pıl­mak su­re­tiy­le an­la­tıl­ma­sı ol­muş­tur.

Bun­la­rın art ni­yet ta­şı­ma­dı­ğı dü­şün­ce­siy­le bu ko­nu­yu de­tay­lı ir­de­le­me­ye ge­rek gör­mü­yo­rum. So­ru­nun kay­na­ğı­nı bil­me­mi­zin ye­ter­li ola­ca­ğı­nı dü­şü­nü­yo­rum.

Her şey­den ön­ce sa­nı­rım ken­di­si­ne ge­len bas­kı ve yo­ğun is­tek ne­de­niy­le du­ru­mu zo­ra so­kan yi­ne Nu­ret­tin Pe­ker ol­muş ba­na gö­re.

De­di­ğim gi­bi sa­nı­rım ken­di­si­ne ge­len yo­ğun so­ru­lar ne­de­niy­le bah­set­ti­ği isim­siz ka­dı­nı bul­mak için ça­ba­la­mış, an­cak ara­dan uzun yıl­lar geç­ti­ği için de çok da faz­la sor­gu­la­ya­ma­dan, kar­şı­sı­na çı­kan ilk man­tık­lı ola­yı asıl hi­ka­ye­si­ne ek­le­ye­rek bi­ze bir Şe­ri­fe Ka­dın ve Sıdıka’yı ver­miş­tir.

Son­ra­dan ya­zı­lan hi­ka­ye­ler ile de Şe­ri­fe Ka­dın, Şe­ri­fe Ba­cı ol­muş­tur.

Evet Nu­ret­tin Pe­ker, 1973 yı­lın­da Ka­ra­de­niz Ga­ze­te­si Ya­za­rı Ne­ca­ti Öz’e yaz­dı­ğı bir mek­tup­ta, 1960 lar­da Sey­di­ler ve Dev­re­ka­ni köy­le­rin­de yap­tı­ğı araş­tır­ma­da, bu is­mi meç­hul kah­ra­ma­nın kim­li­ği­ne ulaş­tı­ğı­nı, Sa­tı Kö­yün­den Şe­ri­fe ol­du­ğu­nu ve ev­la­dı­nın da adı­nın Sı­dı­ka ol­du­ğu­nu ve  Sıdıka’nın da ço­cuk­suz öl­dü­ğü­nü tes­bit et­ti­ği­ni ya­zı­yor. (İlg­ili ga­ze­te kü­pü­rü ya­zı­nın so­nun­da link­te. Bu bil­gi­yi duy­muş an­cak ula­şa­ma­mış­tım. Bu ko­nu­da ba­na yar­dım­cı olan, bil­gi­le­ri­ni ak­ta­ran ve bu kü­pü­rü gön­de­ren Prof. Dr. Meh­met Ser­hat Yıl­maz ho­ca­ma çok te­şek­kür edi­yo­rum.)

Nu­ret­tin Pe­ker bu meç­hul kah­ra­ma­nın kim­li­ği­ni tes­bit et­ti­ği­ni söy­lü­yor an­cak bu bil­gi me­se­le­yi açık­lı­ğa ka­vuş­tur­mak ye­ri­ne da­ha da zo­ra so­ku­yor.

Çün­kü son­ra­sın­da ya­pı­lan tüm araş­tır­ma­lar­da bu bil­gi te­yid edi­le­mi­yor. Ne bir nü­fus kay­dı, ne bir me­zar…

An­cak ta­bi bu ara­da me­se­le­nin kay­na­ğı pek de dik­ka­te alın­ma­dan ve ile­ri­de oluş­tu­ra­bi­le­ce­ği sı­kın­tı­lar da ön­gö­rü­le­me­di­ğin­den gü­nün akı­şı­na gö­re, bir­bir­le­rin­den fark­lı­lık­lar gös­te­ren hi­ka­ye­ler, ti­yat­ro se­nar­yo­la­rı ya­zıl­ma­ya de­vam edi­li­yor.

Bu da za­man­la işi iyi­ce kar­ma­şık ha­le ge­ti­ri­yor. Tıp­kı ka­rış­mış bir ip yu­ma­ğı gi­bi. Çöz çö­ze­bi­lir­sen.

Ge­rek as­ke­ri ka­nat­tan, ge­rek Kas­ta­mo­nu ida­re­sin­den so­ru­nu çöz­mek ve Şe­ri­fe Ba­cı­’­nın izi­ni bul­mak için za­man za­man gi­ri­şim­ler­de bu­lu­nu­lu­yor. Ve ço­ğun­luk­la me­se­le­yi ta­ma­men çöz­mek ama­cı­na yö­ne­lik de­ğil, san­ki an­lık ola­rak bir prog­ra­mı, açı­lı­şı v.b. et­kin­lik­le­ri kur­ta­ra­bil­mek adı­na kim­lik­ler, isim­ler, me­zar­lar bu­lu­nu­yor.

Hat­ta Sey­di­ler Şe­ri­fe Ba­cı Anıtı’nın açı­lı­şın­da Şe­ri­fe Bacı’nın to­ru­nu, ya­ni Sıdıka’nın kı­zı bu­lu­nu­yor açı­lı­şa ge­ti­ri­li­yor.

Ne­den? Kim­lik sor­gu­sun­da an­ne­an­ne­si­nin adı Şe­ri­fe ya­zı­yor, ölüm yı­lı da tu­tu­yor di­ye. Sa­de­ce o et­kin­lik­te, bul­duk di­ye­bil­mek için, ye­te­rin­ce sor­gu­lan­ma­dan, te­mel­len­di­ril­me­den ko­nu­yor or­ta­ya.

Za­ten ne ge­li­yor­sa ba­şı­mı­za bu gü­nü kur­tar­mak adı­na yap­tı­ğı­mız dav­ra­nış­lar­dan ge­li­yor.

So­nun­da bu ka­rı­şan ip yu­ma­ğı­nı çö­ze­bil­mek adı­na ya­pı­lan­lar, du­ru­mu da­ha da ka­rış­tır­mak­tan öte, işe ya­ra­mı­yor.

Şe­ri­fe Ba­cı­lar ço­ğa­lı­yor. Daday’da, Küre’de baş­ka baş­ka yer­ler­de Şe­ri­fe Ba­cı­’­lar çı­kı­yor or­ta­ya.

As­lın­da bu du­rum bi­zim uyan­ma­mı­za ve­si­le ola­bi­lecek bir du­rum­ken, kay­na­ğa dö­nüp bak­ma­dı­ğı­mız için far­ke­de­mi­yo­ruz.

Ne di­yor­du Nu­ret­tin Pe­ker; “921 – 922 kı­şı çok ol­muş­tu.  An­ka­ra yo­lun­da­ki do­lu ka­fi­le­ler ara­sın­da ta­bii sa­yı­lan don ha­di­se­le­ri yal­nız ken­di çev­re­le­rin­de bi­rer des­tan olur­ken…”

Ya­ni bu du­ru­mun bel­ki so­nu ölüm­le bit­me­se bi­le on­lar­ca ör­ne­ği ol­du­ğu­nu biz bu­ra­dan an­la­ya­bi­li­yo­ruz.

Do­la­yı­sıy­la her or­ta­ya çı­kan Şe­ri­fe Bacı’da bir ne­vi ger­çek Şe­ri­fe Ba­cı.

Biz Mil­li Mü­ca­de­le yıl­la­rın­da İst­ikl­al Yolu’nda ve­ri­len des­tan­sı mü­ca­de­le­yi yal­nız Nu­ret­tin Peker’den öğ­ren­mi­yo­ruz. Bu ko­nu­da fark­lı fark­lı kay­nak­lar­da an­la­tı­lan­la­rın bü­yük ço­ğun­lu­ğu bir bi­ri­ni te­yid eden bil­gi­ler ol­du­ğun­dan hep­si­ni tek tek sor­gu­la­ma ih­ti­ya­cı da duy­mu­yo­ruz.

Emi­nim Nu­ret­tin Pe­ker ben bu isim­siz Kah­ra­ma­nı bul­dum de­me­sey­di, ki­ta­bın­da bah­set­ti­ği o isim­siz kah­ra­ma­nı bu ka­dar sor­gu­la­ya­ca­ğı­mı­zı da zan­net­mi­yo­rum.

Çün­kü bu olay o gün için ör­ne­ği­ne bir­çok yer­de rast­la­nı­lan vaka‑i adi­ye, ya­ni sı­ra­dan sa­yı­lan bir ola­yın, cep­ha­ne ta­şı­yan bir ka­dı­nın ba­şı­na gel­di­ği­ni söy­lü­yor bi­ze.

Emi­nim o kış, bu top­rak­lar­da o ya da bu şe­kil­de so­ğuk­ta ti­pi­de do­na­rak ölen bir­çok in­san ol­muş­tur.

Ben ne­nem­den 1940’larda, 50’lerde bi­zim köy ve çev­re­sin­de ya­şan­mış bir sü­rü olay din­le­dim. Çün­kü o yıl­lar­da in­san­la­rın ula­şım araç­la­rı yal­nız­ca hay­van­la­rı ve ayak­la­rı…

Evet şu an önü­müz­de iki yo­lu­muz var. Ya bu me­se­le­yi git­ti­ği ye­re ka­dar de­yip kar­ma­ka­rı­şık bir şe­kil­de böy­le­ce bı­ra­ka­ca­ğız. Ve ben ina­nı­yo­rum ki bir gün mut­la­ka bu­nun al­tın­da ka­la­ca­ğız.

Biz gör­me­sek bi­le to­run­la­rı­mız bu sı­kın­tı­yı ya­şa­ya­cak ve bi­ze rah­met oku­ya­cak. So­nun­da yok böy­le bi­ri­si de­yip top­tan si­lip ata­cak­lar.

Ya da biz şim­di­den ön­le­mi­mi­zi alıp asıl kay­nak üze­rin­den mu­ta­bık bir ze­mi­ne otur­ta­ca­ğız.

Ben bi­rin­ci yo­la ra­zı de­ği­lim. Ben to­run­la­rı­mı­za, bu top­rak­la­rın ev­lat­la­rı­na kar­ma­ka­rı­şık de­ğer­ler, kar­ma­ka­rı­şık bil­gi­ler bı­ra­kıp on­la­rı zor se­çim­ler­le kar­şı kar­şı­ya bı­rak­ma­ya ve on­la­rı ge­le­ne­ği, kül­tü­rü top­tan ter­ket­ti­recek du­rum­la­ra sü­rük­le­me­ye ra­zı de­ği­lim.

Ve ina­nın biz bu­gün bu me­se­le­yi çöz­mez­sek za­ten on­la­ra ulaş­ma­dan yo­ko­lup gi­decek.

İsmi ulaş­sa ne! Te­mel­siz içi boş bir ef­sa­ne şek­lin­de ne­ne­le­rin­den de­de­le­rin­den din­le­dik­le­ri bir ma­sal ola­rak ha­tır­lar­lar bel­ki!

Her ne ka­dar eği­tim so­run­la­rı­mız ol­sa da, ço­ğun­luk iti­ba­riy­le genç­le­ri­mi­ze ço­cuk­la­rı­mı­za kül­tür bi­lin­ci­ni ak­ta­ra­ma­sak da, oku­ma­sa­lar da, iç­le­rin­den az da ol­sa ger­çe­ği ara­yan, sor­gu­la­yan bir kit­le ge­li­yor.

Ge­lecek için tek umu­du­muz olan bu azın­lık genç­li­ğe, sor­duk­la­rın­da, sor­gu­la­dık­la­rın­da kar­şı­la­şa­cak­la­rı net ce­vap­lar bı­ra­ka­maz­sak, bu­gün ya­ma­yıp dur­mak için uğ­raş­tı­ğı­mız açık­la­rı­mız top­tan yır­tı­lır, biz de al­tın­da ka­lı­ve­ri­riz.

La­fı uzat­tım, far­kın­da­yım. Sö­zün özü; bu işin kay­na­ğı Nu­ret­tin Peker’in “İst­ikl­al Sa­va­şın­da Kas­ta­mo­nu” ad­lı ese­rin­de yer ver­di­ği “halk söylencesi“dir.

Nu­ret­tin Peker’in bel­ki üze­rin­de his­set­ti­ği bas­kı, bel­ki bi­lin­me­zi keş­fet­me ar­zu­su ne­de­niy­le zor­la­ya­rak ulaş­tı­ğı­nı söy­le­di­ği ek bil­gi de da­hil, son­ra­dan ya­zı­lan tüm kur­gu bil­gi­le­ri bir ke­na­ra bı­ra­ka­rak bu met­ni esas al­ma­lı ve in­san­la­ra bu­nu açık açık an­lat­ma­lı­yız.

Bu me­tin­de ya­lan ola­cak, abar­tı ola­cak en kü­çük bir iba­re yok.

O gü­nün şart­la­rın­da ga­yet ta­bi ya­şa­na­bi­lecek bir olay.

Bu­nu Nu­ret­tin Peker’in uy­dur­ma­sı­nı ge­rek­ti­recek bir du­rum da gö­re­mi­yo­rum. 520 say­fa­lık ki­ta­bın­da bu me­se­le­nin kap­la­dı­ğı yer to­pu to­pu bir bu­çuk say­fa.

So­nuç ola­rak Nu­ret­tin Pe­ker halk ara­sın­da ko­nu­şu­lan bir ha­di­se­yi der­le­miş ve bi­ze ak­tar­mış. Ben bu ne­den­le ken­di­si­ne min­net­ta­rım.

Evet kay­nak bi­li­ne­rek ve ke­sin­lik­le açık yü­rek­li­lik­le be­lir­ti­le­rek bu des­tan üze­ri­ne şi­ir­ler ya­zı­la­bi­lir, hi­ka­ye­ler ya­zı­la­bi­lir, kur­gu­lar ya­pı­la­bi­lir. Hat­ta ya­pıl­ma­lı­dır da…

An­cak kay­na­ğı mut­la­ka ve mut­la­ka açık et­mek ko­şu­lu ile…

Biz­de­ki en bü­yük so­run­lar­dan bi­ri­si de bil­gi­yi sak­la­ma so­ru­nu. Bu­nun bir­çok se­be­bi var, hak­lı ta­raf­la­rı var. Bu top­lum­sal an­lam­da tüm ta­raf­lar­ca çö­zül­me­si ge­re­ken bir prob­lem.

Şim­di Şe­ri­fe Ba­cı­’­ya da­ir, öz kay­nak­ta yer alan bil­gi üze­rin­den ko­nu­nun açık gi­bi du­ran ta­raf­la­rı hak­kın­da­man­tık yü­rüt­mek, man­tık­lı ce­vap­lar ge­tir­mek ga­yet müm­kün. Be­nim de bu ko­nu­da fi­kir­le­rim var.

An­cak bu ya­zı­nın te­mel ama­cı ön­ce­lik­le tüm faz­la­lık­lar­dan kur­tu­la­rak me­se­le­nin özü­ne, öz kay­na­ğa dik­kat çek­mek ol­du­ğun­dan bu­ra­da ben bu­nu yap­ma­ya­ca­ğım.

Sa­de­ce ko­nu­ya da­ir önem­li bir ka­nıt ol­du­ğu­nu dü­şün­dü­ğüm bir bil­gi­yi şim­di­lik yo­rum­suz bir şe­kil­de bı­ra­ka­rak ya­zı­yı nok­ta­la­ya­ca­ğım.

Evet bu gün Şe­ri­fe Ba­cı adıy­la vü­cut bu­lan bu isim­siz aziz kah­ra­man, Sey­di­le­r­’in bi­le­me­di­ği­miz bir kö­yün­de, bi­le­me­di­ği­miz bir me­za­rın­da yat­mak­ta­dır.

Çün­kü Nu­ret­tin Pe­ke­r­’in an­lat­tı­ğı gi­bi, ken­di­si­nin teş­his edil­me­si­ni sağ­la­yan “Ben­li Çar”, ke­sin­lik­le Sey­di­le­r­’e ait­tir. Yal­nız­ca Sey­di­ler­li do­ku­ma ve ah­şap ka­lıp bas­kı us­ta­sı Ne­fi­se Ak­pı­na­r­’ın kul­lan­dı­ğı bir bas­kı­dır.

Ya­kın dö­nem­de Sey­di­ler Şe­ri­fe Ba­cı Kül­tür Evi Der­ne­ği Baş­ka­nı Şe­ri­fe Şa­hin Ho­ca­mın ve Ak­pı­nar aile­si­nin des­tek­le­riy­le, gü­nü­müz Yaz­ma­cı­lık ve Ge­le­nek­sel bas­kı us­ta­sı Ve­li­ye Mar­tı ta­ra­fın­dan, Ne­fi­se Ak­pı­na­r­’ın ka­lıp­la­rı ve bas­kı­la­rı gün yü­zü­ne çı­ka­rıl­mış ve bu sa­ye­de Şe­ri­fe Ba­cı adıy­la vü­cut bu­lan bu isim­siz kah­ra­ma­nın Sey­di­ler­li ol­du­ğu­nu bil­gi­si de ke­sin ola­rak te­yid edil­miş­tir.

Ve­li­ye Mar­tı Ha­nı­m­’a özel­lik­le sor­dum. Bu ka­lı­ba, bu  de­se­ne ül­ke­miz­de ya da Kas­ta­mo­nu­’­nun bir baş­ka böl­ge­sin­de rast­la­dı­nız mı di­ye?

Ce­va­bı ke­sin­lik­le ha­yır ol­du…

Bu ya­zı­nın sı­ra­sı mıy­dı şim­di di­yen­le­re; Sor­gu­la­mak­tan kork­ma­dı­ğı­mız gün ke­sin­lik­le güç­lü ol­du­ğu­muz gün­dür..

Ak­si hal­de hep za­yıf ka­la­ca­ğız…

Ru­hun şad ol­sun isim­siz Şe­ri­fe Ba­cı…

Sen ve se­nin gi­bi­ler sa­ye­sin­de biz bu­gün gu­rur­la VA­TAN di­ye bir kav­ra­ma sa­hi­biz ■

NOT: Bu ya­zı Ocak 2022’de Kas­ta­mo­nu Cep Der­gi­’­nin 8. sa­yı­sın­da ya­yın­lan­mış­tır.

8. sa­yı­ya bu­ra­dan ula­şa­bi­lir­si­niz »