Kastamonu’nun tu­rizm ro­ta­sı de­nil­di­ğin­de, do­ğal ola­rak ak­lı­mı­za ge­zi­lecek yer­ler lis­te­si ge­lir sa­nı­rım. Oy­sa bu ya­zı­da be­nim ko­num, ön­ce­lik­le ih­ti­ya­cı­mız olan, gez­gin­le­re ro­ta sun­mak için ken­di ro­ta­mı­zın na­sıl ol­ma­sı ge­rek­ti­ği üze­ri­ne ola­cak.

Bu­gün bi­ze ge­rek­li olan ro­ta, coğ­ra­fi bir gü­zer­gâh de­ğil; şeh­rin ge­le­ce­ği­ni ta­yin edecek st­ra­te­jik bir yol ha­ri­ta­sı­dır.

Ta­rih, do­ğa, inanç ve gast­ro­no­mi­yi ay­nı po­ta­da eri­ten bu ka­dim şe­hir, yıl­lar­dır mu­az­zam bir po­tan­si­yel ile hak et­ti­ği de­ğer ara­sın­da pa­ti­naj ya­pı­yor.

Eli­miz­de bir cen­net var; fa­kat bu cen­ne­tin ka­pı­la­rı­nı dün­ya­ya na­sıl aça­ca­ğı­mı­zı, içe­ri­de­ki ha­zi­ne­yi na­sıl ko­ru­yup su­na­ca­ğı­mı­zı ger­çek­ten bil­mi­yo­ruz.

Keş­fe­dil­me­miş­lik ro­man­tiz­mi­nin ar­dı­na sı­ğı­nıp, plan­sız­lık için­de kay­bo­lu­yo­ruz. Bu ya­zı, sa­de­ce bir du­rum tes­pi­ti de­ğil, ay­nı za­man­da ta­rih, kül­tür ve do­ğa üç­ge­nin­de sı­kı­şıp kal­mış bir de­vin uya­nış çağ­rı­sı­dır.

Kas­ta­mo­nu, tu­rizm enst­rü­man­la­rı açı­sın­dan Türkiye’nin en şans­lı, an­cak pa­zar­la­ma ve st­ra­te­ji açı­sın­dan en ta­lih­siz şe­hir­le­rin­den bi­ri­dir.

Şeh­rin kal­bi­ne bak­tı­ğı­mız­da, bü­yük tah­ri­bat­la­ra rağ­men, di­re­ne­rek ayak­ta kal­mış bir Açık Ha­va Mü­ze­si gö­rü­rüz. An­cak bu do­na­nım, güç­lü bir hi­kâ­ye an­la­tı­cı­lı­ğı ile des­tek­len­me­di­ği için ses­siz­li­ğe mah­kum du­rum­da­dır.

Şe­hir mer­ke­zi ta­rih­sel do­ku­su­nu, ver­di­ği bü­yük ka­yıp­la­ra rağ­men, önem­li de­re­ce­de ko­ru­ya­bil­miş ol­sa da, mi­sa­fi­ri­ne ken­di hi­kâ­ye­si­ni an­la­ta­cak far­kın­da­lık­tan ve alt­ya­pı­dan he­nüz yok­sun­dur. Bu du­rum, el­de ka­lan de­ğer­le­ri­mi­zin de, hız­la tü­ke­ni­şi­ne ze­min ha­zır­la­mak­ta­dır.

Bu far­kın­da­lık kör­lü­ğü, en dra­ma­tik şek­liy­le İnebolu’da kar­şı­mı­za çı­kar. Mil­li Mücadele’nin “İst­ikl­al Ma­dal­ya­lı” kah­ra­man il­çe­si, bir asır ön­ce tüm böl­ge­yi sırt­la­yan ti­ca­ri bir li­man iken; bu­gün ken­di ta­ri­hi­ne ya­ban­cı­laş­mış bir gö­rün­tü için­de gün­be­gün eri­mek­te­dir.

İst­ikl­al Ma­dal­ya­sı, zen­gin de­niz­ci­lik ta­ri­hi, eş­siz si­vil mi­ma­ri­si ve an­tik dö­nem hi­kâ­ye­le­riy­le sa­de­ce ken­di­ni de­ğil, tüm Kastamonu’yu ta­şı­ya­bi­lecek bir lo­ko­mo­tif ol­ma po­tan­si­ye­li ta­şı­yan İn­eb­olu; ye­rel yö­ne­tim ve halk nez­din­de­ki bi­linç ek­sik­li­ği, du­yar­sız­lık ve il­gi­siz­lik ne­de­niy­le, hız­la yok olan bir mi­ra­sa dö­nüş­me ris­kiy­le kar­şı kar­şı­ya­dır.

Ben­zer du­rum tüm Kas­ta­mo­nu için de ge­çer­li­dir as­lın­da. Top­ra­ğın al­tın­da ya­tan de­va­sa ta­rih, top­ra­ğın üs­tün­de­ki muh­te­şem do­ğa, ye­rel di­na­mik­le­rin ve il­gi­li un­sur­la­rın ye­te­rin­ce ha­re­ke­te ge­çi­ri­le­me­me­si ne­de­niy­le, tu­rizm­de hak et­ti­ği “çe­kim mer­ke­zi” kim­li­ği­ne ka­vu­şa­ma­mış­tır.

So­run ne sa­de­ce ta­nı­tım ek­sik­li­ği, ne de yo­lun uzak­lı­ğı­dır. Asıl so­run; “Her şe­yi­miz var” re­ha­ve­ti ile “Ne­den kim­se gel­mi­yor?” şi­kâ­ye­ti ara­sı­na sı­kış­mış viz­yon­suz­luk­tur. Alt­ya­pı­dan kas­te­di­len sa­de­ce yol ve ko­nak­la­ma de­ğil­dir; tu­ris­ti kar­şı­la­yan es­na­fın bi­lin­ci, gar­so­nun su­nu­mu, tak­si­ci­nin yak­la­şı­mı ve şeh­rin top­ye­kûn bir “tu­rizm ik­li­mi­ne” gir­me­si­dir. Be­ton­laş­ma­yı tu­rizm ya­tı­rı­mı san­mak, do­ğal de­ğer­le­ri kont­rol­süz kit­le­le­re aça­rak tü­ket­mek, Kastamonu’yu bir mar­ka yap­ma­ya­cak, ak­si­ne sı­ra­dan­laş­tı­ra­cak­tır.

Or­tak Akıl ve Ge­lecek Viz­yo­nu

Kas­ta­mo­nu, ar­tık ge­ri dö­nü­şü ol­ma­yan bir yol ay­rı­mın­da­dır. Ya mev­cut “yap­tım ol­du” an­la­yı­şı ve plan­sız­lık­la de­vam edip elin­de­ki de­ğer­le­rin za­man­la eri­me­si­ni, yoz­laş­ma­sı­nı iz­le­yecek, ya da “Or­tak Akıl” ile oluş­tu­rul­muş, ki­şi­sel ego­lar­dan arın­mış, si­ya­set üs­tü bir Tu­rizm Mas­ter Pla­nı ile şah­la­na­cak­tır.

Kastamonu’nun ih­ti­ya­cı, Va­li­lik­ten Üni­ver­si­te­ye, ye­rel halk­tan, gi­ri­şim­ci­ye, STK’lardan es­na­fa ka­dar her­ke­sin ay­nı viz­yo­na inan­dı­ğı, par­ça­lı de­ğil bü­tün­cül bir “Odak­lı Des­ti­nas­yon Yö­ne­ti­mi” mo­de­li­dir.

Kas­ta­mo­nu, ta­rih ve kah­ra­man­lık hi­ka­ye­le­ri­ni, İst­ikl­al Madalyası’nı, İst­ikl­al Yolu’nu, An­tik Dö­nem hi­ka­ye­le­ri­ni, ta­rih ön­ce­si iz­le­ri­ni, ta­ri­hi kül­tü­rel ya­pı­la­rı­nı, kan­yon­la­rı­nı, yay­la­la­rı­nı, ma­ğa­ra­la­rı­nı, kı­sa­ca muh­te­şem do­ğa­sı­nı, le­ziz ye­mek­le­ri­ni bir­bi­rin­den ko­puk par­ça­lar ola­rak de­ğil; tek bir “Mar­ka Şe­hir” ça­tı­sı al­tın­da, bir­bi­ri­ni bes­le­yen un­sur­lar ola­rak top­la­ya­bil­me­li­dir.

Kastamonu’nun ye­ni ro­ta­sı; sa­de­ce gü­nü kur­ta­ran de­ğil, geç­mi­şi ko­ru­ya­rak ge­le­ce­ği kur­gu­la­yan, sür­dü­rü­le­bi­lir, ni­te­lik­li ve en önem­li­si “bir hi­kâ­ye­si olan” tu­rizm an­la­yı­şı ol­ma­lı­dır.

Çün­kü mo­dern dün­ya­da bir şeh­ri mar­ka ya­pan, sa­hip ol­du­ğu taş­la­rın sa­yı­sı de­ğil; o taş­la­ra yük­le­di­ği an­lam ve o an­la­mı dün­ya­ya sun­ma bi­çi­mi­dir.

Şim­di sor­ma­mız ve sa­mi­mi­yet­le ce­vap­la­ma­mız ge­re­ken asıl so­ru şu­dur: Biz bu so­nu yok­luk olan gi­di­şa­ta, se­yir­ci mi ka­la­ca­ğız, yok­sa eş­siz bir hi­kâ­ye­nin, bu mu­az­zam po­tan­si­ye­lin ha­ya­ta ge­çi­ri­li­şi­nin ya­za­rı ve ku­ru­cu­su mu ola­ca­ğız? ■